DARUL İSLAM
Müminlerin buluştuğu sitemize
hoş geldiniz lütfen üye olunuz
DARUL İSLAM

MÜMİNLERİN BULUŞTUĞU SİTE DARUL İSLAM -KAPI

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Rasûlullah"ı Sevmek, Yalnız O"nu Önder Kabul Edip O"nun İzinden Gitmekle Olur
Paz Mart 01, 2015 3:38 pm tarafından Admin

» Selamun Aleyküm
Çarş. Ocak 29, 2014 4:22 pm tarafından Hanifi_Bahadir

» *DAVET*
Ptsi Tem. 15, 2013 4:35 pm tarafından Admin

» *kuran dinle indir*
Ptsi Tem. 15, 2013 4:27 pm tarafından Admin

» Yeni geldim :)
Perş. Nis. 04, 2013 10:42 pm tarafından yunis

» Oğlum, Kalk Şu Bilgisayarın Başından!
C.tesi Şub. 02, 2013 1:46 pm tarafından ibni mesud

» http://darulislam.forumsmusic.com/
Cuma Ocak 25, 2013 9:02 am tarafından Admin

» çalışmak lazım
Salı Ocak 08, 2013 7:43 pm tarafından Admin

» ibni mesud kayış resim lerim
Perş. Nis. 05, 2012 7:55 pm tarafından Admin

En son konular
» Rasûlullah"ı Sevmek, Yalnız O"nu Önder Kabul Edip O"nun İzinden Gitmekle Olur
Paz Mart 01, 2015 3:38 pm tarafından Admin

» Selamun Aleyküm
Çarş. Ocak 29, 2014 4:22 pm tarafından Hanifi_Bahadir

» *DAVET*
Ptsi Tem. 15, 2013 4:35 pm tarafından Admin

» *kuran dinle indir*
Ptsi Tem. 15, 2013 4:27 pm tarafından Admin

» Yeni geldim :)
Perş. Nis. 04, 2013 10:42 pm tarafından yunis

» Oğlum, Kalk Şu Bilgisayarın Başından!
C.tesi Şub. 02, 2013 1:46 pm tarafından ibni mesud

» http://darulislam.forumsmusic.com/
Cuma Ocak 25, 2013 9:02 am tarafından Admin

» çalışmak lazım
Salı Ocak 08, 2013 7:43 pm tarafından Admin

» ibni mesud kayış resim lerim
Perş. Nis. 05, 2012 7:55 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
3D MEKANLAR
3D MEKANLAR
ONLİNE HAC REHBERİ
3D MEKANLAR
Haziran 2018
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
    123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930 

Takvim Takvim

3D MEKANLAR

Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

* BOZULMANIN BAŞLANGICI*

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1GAZETE BAŞLIKLARI * BOZULMANIN BAŞLANGICI* Bir Perş. Mayıs 27, 2010 6:59 am

Admin

avatar
Süper Yönetici
Süper Yönetici
BOZULMANIN BAŞLANGICI


Bu ümmetin içinden bazıları, hatta alim ve dindar olarak bilinen bazı kimseler, yahudilerin niteliklerinden bazı pay­lar almışlardır. Basiret sahibi olanlar bu gerçeği görebilir­ler. Allah'ın Rasulullah'ın hoşlanmadığı bütün niteliklere bu­laşmaktan yine Allah'a sığnınz. Bu böyle olduğu için ilk dö­nem müslümanları sürekli çevrelerindekileri bu tehlike ko­nusunda uy arıyorlardı. Nitekim Buhari'nin, Ebu Esved'e[1] dayanarak belirttiğine göre Ebu Musa, ÎSasra'İı Kur'an oku­yucularına elçi olarak gönderilmişti. Basra'ya varınca üçyüz Kur'an okuyucusu gelip Kur'an okudu. Ebu Musa bir ara on­lara şunları söyledi:

"Sizler Basra'nın seçkinleri ve Kur'an okuyucularısı­nız. Kur'an'i sık sık okuyunuz, uzun süre ara verip, kalble-rinizin katılaşmasına meydan vermeyiniz. Tıpkı sizden ön­cekilerin kalblerinin karardığı gibi. Bizler vaktiyle uzunluk ve şiddet bakımından Beraet suresine benzettiğimiz bir su­re okuduk, fakat şimdi onu. unuttum. Yalnız onun şu kada­rı aklımda kaldı. -İnsanoğlunun iki vadi dolusu altım olsa üçüncüsünü ister, onun karnım ancak toprak doldurur. Ay­rıca aramızda Sebaha surelerinden birine benzettiğimiz baş­ka bir sure de okuyorduk. Onu da unuttum, fakat şu kadarı aklımda kaldı:

"Ey müminler, yapmadığınız şeyi niye söyler siniz? Bu sözünüz belge olarak boynunuza yazılır da sonra Kıya­met günü ondan sorguya çekilirsiniz."[2]

Görüldüğü gibi sahabilerden Ebu Musa, Basra'lı Kur'an okuyucularım uzun süre Kur'an okumaya ara verip, kalble-rinin katılışması tehlikesi karşısında uyarmaktadır.

Bilindiği gibi "Allah'a verilen sözü bozma, tutmama" kavramı, Allah'ın emir ve yasaklarım çiğneme, Allah'ın kitabındaki kelimelerin yerlerini değiştirme, bu kitabın söz­lerini başkalaştırıp yanlış şekilde yorumlama eylemlerini tü­mü ile içerir. İşte bu konuda ünlü tefsir bilgini Hafız İbn-i Kesir'in, sahabilerden İbn-i Mesud'a dayanarak Hadid su­resinin tefsiri sırasında naklettiği şu belgeyi sunuyorum. İb-ni Kesir diyor ki:

A'meş'in anlattığına göre Ebu Amile Ferazi[3] dedi ki;

"Abdullah îbn-i Mesud: bir defasında bize öyle bir ko­nuşma yaptı ki, Kur'an ve Peygamberimizin sözlerinden başka bu kadar önemli bir konuşma o güne kadar hiç dinle­memiştim, îbn-i Mesud şöyle dedi:

"İsrailoğulları, uzunca bir süre Allah'ın kitabından uzaklaşınca kalbleri katılaştı, arkasından kendi kendi­lerine gönüllerinin arzu ettiği ve nefislerinin hoşuna gi­den bir kitab uydurdular. Çünkü, Allah'ın indirdiği gerçekler bir çok arzularına engel oluyordu. Bu yüz­den Allah'ın kitabını bilmezlikten gelerek onu arkaları­na attılar.

Bu işin öncüleri aralarında Önce şöyle dediler: "Bu ye­ni kitabı israiloğultarına sununuz, eğer çağrılarınıza uyarlarsa onları serbest bırakınız, yok eğer size karşı çı­karlarsa onları öldürünüz." Fakat daha sonra arala­rında şöyle söz bağladılar: "Hayır, öyle olmaz. Böyle yapacağımıza falanca tanınmış alime haber salarak bu yeni kitabı ona sununuz. Eğer o alim bu kitabı benimser­se, artık hiç kimse size karşı çıkmaz. Fakat eğer o adam size karşı çıkarsa kendisini hemen öldürünüz ki, ondan sonra artık hiç kimse size karşı gelmez."

Bu konuşma üzerine sözünü ettikleri bilgine bir heyetle yeni kitablannı gönderdiler. Olup bitenleri önceden eline bir kağıt alarak Allah'ın gerçek kitabını üzerine yazdı ve astı ve elbiselerinin altına sakladı.

Bir süre sonra yola çıkmış olan heyet yanına gelerek uydurulan kitabı sundu ve kendisine:

"Bu kitaba inanıyor musun?" diye sordular. Adam da on­ları eli ile göğsüne işaret ederek ve içinden boynuzun içine sakladığı gerçek kitabı kasdederek:

"Bu kitaba tabii ki, inanıyorum, ona niye inanmaya­yım?" diye cevap verdi. Bunun üzerine heyet kendisine ilişmedi, onu serbest bıraktılar.

Bu bilginin kendisine çok bağlı bir kaç adamı vardı. Bilgin ölünce bunlar mezarını açarak boynunda asılı duran hayvan boynuzunu gördüler. Arkasından da boynuzu açın­ca içinde saklanan gerçek kitabı buldu'ar. Bu durumu görünce "Demek ki O, -Bu kitaba tabii ki inanıyorum, ona niye inanmayayım? derken uydurmacıların getirdikleri kitabı değil, bu kitabı kasdetmişti." dediler.

Bu kitab uydurma olayı yüzünden israiloğulları araların­da anlaşmazlığa düşerek yetmiş küsur guruba ayrıldılar. Bu gurupların en iyisi, işte bu boynuzda saklanan gerçek ila­hi kitab yüzünden "Zülkam (boynuzlular)" adını alan gurup­tur.

"İçinizden, bizden sonra yaşayacak olanlarınız bir takım eğri işler ve kötülükler göreceklerdir. Bu kötülük­leri görecek olup da onları elleri ile bilfiil değiştirmeye gücü yetmeyecek olanların kalblerinde bu kötülüklere karşı nefret duyduklarını Allah'ın bilmesi onlar için ye­terli bir tepkidir."[4]

Cenab-ı Allah (c.c) yukardaki ayetlerin ilkinde söz ko­nusu "Iralbleri katılaşanlar" a benzernemizi yasakladıktan sonra kendi kafalarından ruhbaniyet (dünyadan el-etek çe­kip ibadete kapanma) icad edip, sonra da buna gerçek anla­mı ile uymayanların durumunu açıklıyor, arkasından da buyruğunu şu ayetlerle noktalıyor:

"Ey müminler, Allah'dan korkunuz, Rasulullah'a itaat ediniz ki, o size rahmetinden iki pay versin, sizin için ışığı altında yürüyeceğiniz bir nur yaratsın ve sizi affet­sin. Allah af ve merhamet edicidir."

Ehl-i Kitab bilsinler ki, kendi kendilerine Allah'ın lüt­fü uda n bir şey elde etmeye güçleri yetmez. Hiç şüphesiz lütuf ve kerem Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir." (Hadid: 57/28-29)

Ayette emredilen "Rasulullah'a itaat" O'na inanıp söy­lediklerini yapmak ve getirdiği şeriate uymaktır. Bu gö­rev, "ruhbanlık" tan kaçınmayı da içerir. Çünkü o böyle bir prensip getirmedi, tersine bunu yasakladı. Ayrıca bu ayetlerde Peygamberimize uyan kitab ehlinin cevabının iki kat olacağı da bildiriliyor. Bu konuda İbn-i Ömer ve başka sahabiler kanalı ile gelen ve ehl-i kitab ile bizim durumumu­zu karşılaştırmalı olarak açıklayan hadisler vardır.

Şimdi ruhbanlık konusu ile ilgili bir hadisi gözden geçi­relim. Ebu Davud'un, Said b. Abdurrahman'a[5] dayanarak bildirdiğine göre bir gün Sehl b. Ebu Ümame[6]babası ile birlikte Medine'de sahabilerden Enes b. Malik'i ziyarete git­tiler. Enes b. Malik bir ara onlara Peygamberimizin şöyle bu­yurmuş oduğunu nakletti:

"Kendi kendinize görevlerinizi ağırlaşürmayınız, yoksa Allah da size ağır görevler yükler. Çünkü sizden Önceki bazı kavimler kendilerine ağır görevler yükledik­leri için Allah da onlara ağır görevler yükledi. Şimdi ma­nastırlarda ve kilise köşelerinde gördüğünüz kimseler iş­te o kavimlerin kalıntılarıdır. Onlar daha önce Allah'ın üzerlerine yazmamış olduğu ruhbanlığı kendiliklerinden uydurmuşlardır."[7]

Yine aynı hadisin farklı bir rivayet şekline göre bir da-fasmda Sehl b. Ümame babası ile birlikte Medine'de Enes b. Malik'i ziyarete gittiler. O sırada Ömer b. Abdülaziz,[8] Medine emiri idi. Bir ara Enes b. Malik namaza katıldı. Kıldığı namaz bir yolcu namazı ve buna yakın derecede kısa ve çabuktu. Selam verince kendisine:

"Allah iyiliğini versin, şu kıldığın namaz, farz namazı mı, yoksa nafili mi?" diye sordular, O da bu soruya:

"Kıldığım namaz, farz namazı idi ve Peygamberimizin kıldığı gibi bir namazdı" diye karşılık verdikten sonra söz­lerine Peygamberimizin şu hadisi ile devam etti:

"Kendi kendinize görevlerinizi ağırşlaştırmaymiz, yoksa Allah da size ağır görevler yükler. Çünkü sizden önceki bazı kavimler kendilerine ağır yükler yükledik­leri için Allah da onlara ağır görevler yükledi. Şimdi ma­nastırlarda ve kilise köşelerinde gördüğünüz kimseler iş­te o kavimlerin kalıntılarıdır. Onlar daha önce Allah'ın üzerlerine yazmamış olduğu ruhbanlığı kendiliklerinden uydurmuşlardır."

"Ertesi günü sabahleyin Ömer b. Abdülaziz, Enes b. Malik'e:

"Birlikte ata binip bir gezintiye çıkalım ve göreceğimiz manzaralardan ibret alalım mı?" diye sordu. Enes b. Malik'in evet demesi üzerine geziye çıktılar. Birara ıssız bir harabe yığını ile karşılaştıklarında Ömer Abdulaziz Enes b. Malik'e:

"Burası neresi biliyor musunuz?" diye sordu. Enes de kendisine şu cevabı verdi:

"Evet, Peygamberimizin bana burası ve buranın halkı hakkında verdiği bilgiye göre bu yörenin eski yerlileri zu­lüm ve kıskançlıkları yüzünden Allah tarafından helak edil­diler. Kıskançlık iyi amellerin nurunu söndürür zulüm de bu kıskançlığı ya onaylar veya reddeder. Öte yandan hem göz hem el hem ayak vücudun tümü ve hem de dil zina işler. Cin­siyet organı bu zina arzularını ya onaylar veya reddeder."

Bu hadisin rivayet zincirinde adı geçen Sehl b. Ebu Ümame, hadis bilgini Yahya b. Main ve başkaları tarafından "güvenilir" olarak kabul edilmiş, Müslim'le birlikte diğer kaynaklarda rivayet etiği hadislere yer verilmiş olan bir kimsedir. Yine bu rivayet zincirinin bir başka halkası olan İbn-i Ebu Amma'ya gelince Beytülmukaddes'li olan bu zat hakkında ayrıntılı bilgim yoktur. Fakat bu hadise kitabında yer veren Ebu Davud'un bu zat hakkında hiçbir şey söyle­memesi onu iyi gördüğü anlamına gelir. Bu hadiste Peygam­berimizin namaz kılma şeklinde "kısa ve çabuk" olarak ni­telendirilmiş olması meselesine gelince, Buharı ile Müs­lim'de yer aldığına göre yine Enes b. Malik bu konuda:

"Peygamberimiz kısa ve eksiksiz şekilde namaz kılar­dı"[9] demiştir. Yine bu sahabinin Buharı ile Müslim'de bu konudaki şu sözlerine yer verilmiştir:

"Ömrümde hiçbir imamın arkasında Rasulullah'ın ar­kasındaki kadar kısa ve eksiksiz bir namaz kılmış değilim." Buhari'nin yer verdiği rivayette fazla olarak şu sözler de var­dır:

"Peygamberimiz namaz kıldırırken ağlayan bir çocuk sesi duyunca çocuğun anasının kafası karışmasın diye nama­zı çabuklaştırırdı."[10]

Enes b. Malik'in söylediği Peygamberimizin namazı kı­sa ve çabuk kılması olayı, bazı emirlerle diğer bir kısım imamların yaptıkları Kıyam'a oranladır. Bu kimseleri bazı­ları Kıyam halini Rasulullah'ın çoğu vakitlerde yaptığından daha fazla uzatırken rüküu, secdeyi ve rükünler arası fası­layı Peygamberimizin çabuklukla yaptığından daha kısa tutarlardı. Hatta denebilir ki, namaz kıldıran imamların ço­ğunluğu veya bir çoğu namazları böyle kılar oldular. Bu ara­da bu imamlar arasında dört rekatli farzların son iki rekatın­da zamm-ı sure okuyanlara da rastlanmış. Bu çeşitli uygu­lamalar fıkıh alimleri arasında zaman zaman farklı mezhep­lere dönüşmüştür.

Öteyandan Hariciler de dini konularda detaylara ve zor­luklara dalarak vaktiyle Peygamberimizin böylelerini tanım­larken söylediği şu sözlerin canlı örneği haline geldiler:

"İçinizden biri onların namazına göre kendi namazı­nı ve onların orucuna göre kendi orucunu küçümser hale gelecektir."[11]

Bu yüzden Ali, Basra'da ilk defa namaz kıldırınca saha-bilerden İmran b. Husayn[12]"Bu namaz bana Peygamberi­mizin namazlarını hatırlattı" demiştir. Peygamberimizin namazı dengeli idi. O kıyam (ayakta durma) ve Kuud (otur­ma) safhalarını kısa tutarken rüku ve secdeleri uzun tutar­dı. İmran b. Husayn'in, Ali'nin namazı ile ilgili olarak söy­lediği yukardaki söz, bu konuda Enes b. Malik'in söyledik­lerini açıklayıcı ve destekleyici niteliktedir.

Nesai'nin, Attaf b. Halid'e[13]dayanarak bildirdiğine gö­re Zeyd b. Eşlem[14] şöyle dedi:

"Bir gün Enes b. Malik'i ziyarete gittik. Bize: "Namaz kılacak mısınız?" diye sordu. Kendisine: "Evet kılacağız" diye cevap vermemiz üzerine hizmetçi­sine dönerek:

"Ya cariye, çabuk abdest suyumu getir. Çünkü sizin bu imamınızın (Ömer b. Abdülaziz'i kasdediyor) namazı kadar Peygamberimizin namazına benzer şekilde namaz kıldıran imama hiç rastlamadım" dedi. Ömer b. Abdülaziz namaz kı­larken rüku ve secdeleri uzun tutar, bunun yanında kıyam ve kuud safhalarını kısa tutardı.[15]

Bu hadis sahih bir hadistir. Çünkü bu hadisin rivayet halkalarından bîrini meydan getiren Attaf b. Halid Mahzu-mi hakkında hadis bilgini Yahya b. Main bir kaç kere "O gü­venilir bir ravidir" dedi. Ahmed b. Hanbel de onunla ilgili olarak "O Mekke'li, güvenilir bir şahsiyettir, rivayetleri sahihtir kendisinden yüz kadar hadis rivayet edildi" derken Îbn-Adiy de ondan söz ederken "O yüze yakın hadis rivayet ediyor. Kendisinden hadis nakleden kimsenin güvenilir ol­duğu durumlarda hiç bir hadisini tereddütle karşılama­dım."[16] diye konuşmuştur.

Ebü Davud ile Nesai'nin, Said b. Cübeyr'e[17] dayanarak bildirdiklerine göre Enes b. Malik aynı konuda şunları söy­lemiştir:

"Şimdiye kadar bu delikanlının (Ömer b. Abdülaziz'i kas-dediyor) arkasında kıldığım namaz kadar Peygamberimizin namazına benzeyen bir namaz hiç kılmış değilim." Said b. Cübeyr, bu konudaki sözlerini:

"O (yani Ömer b. Abdülaziz) rükua varınca on kere sub-hanrabbiyelazim" ve secdedeyken de on kere subhanerab-biyelala diyebiliyorduk" diye bağladı."[18]

Yine bu konuda Müslim'in, Sabit'e dayanarak bildirdi­ğine göre Malik b. Enes şöyle demiştir:

"Hiç kimsenin arkasında Peygamberimizin arkasında olduğu kadar veciz ve eksiksiz bir namaz kılmış değilim. Peygamberimizin namazı ölçülü ve dengeli idi. Ebu Be­kir'in namazı da ölçülü ve dengeli idi. Ömer zamanı gelin­ce o sabah namazını uzatmaya başladı. Peygamberimiz -se-miallahu limenhamideh derken bize -galiba şaşırdı- dedir­tecek kadar ayakta durur ve arkasından secdeye vardıktan sonra iki secde arasında yine -galiba şaşırdı- dememize yo-laçacak kadar otururdu,"[19]

Yine aynı konuda Ebu Davud'un, Sabit ve Humeyd'e da­yanarak bildirdiğine göre Enes b. Malik şöyle dedi:

"Hiç kimsenin arkasında Peygamberimizin arkasında olduğu kadar veciz ve eksiksiz bir namaz kılmış değilim. Peygamberimiz-semiallahu limen hamiden derken- -galiba şaşırdı- dememize yolaçacak kadar bir süre ayakta durur, ar­kasından tekbir alıp secdeye varırdı. İki secde arasında da -galiba şaşırdı- dememize yolaçacak kadar otururdu."[20]

Görüldüğü gibi Enes b. Malik bu sağlam kaynaklı sözle­rinde Peygamber Efendimizin namazının hem veciz ve hem de tamam (eksiksiz) olduğunu belirtiyor. Açıkladığına gö­re onun Peygamberimizin namazının tam (eksiksiz) olduğu­nu söylerken kasdettiği şey iki rükün arasında verilen fası­laların uzatılmasıdır. Bir önceki rivayette de "Peygamberi­mizin namazı kadar veciz ve tam (eksiksiz) hiçbir namaz gör­mediğini" söylemişti. Allah-u Alem onun bu sözlerindeki ve-cizlik (kısalık) kıyam safhası ile ve tamamlık (eksiksizlik) rüku ve sticud safhaları ile ilgilidir. Çünkü kıyam safhası an­cak tam (eksiksiz) olarak yapılabilir, başka türlüsü mümkün değildir. Bu yüzden tamamlılıkla (eksiksiz olmakla) nitelen­dirilmesi anlamsız olur. Fakat rüku, secde ve rükunlar ara­sında fasılalarda durum böyle değildir. Ayrıca kıyam safha­sı kısa, buna karşılık rüku ve secdeler uzun tutulunca namaz dengeli ve ölçülü olacağı için tam (eksiksiz) olur ve o zaman da Enes b. Malik'in "Onun gibi kısa ve eksiksizini hiç gör­medim" şeklindeki sözü anlam ve gerçeklik kazanmış olur.

Enes b. Malik'in bu konu ile ilgili olarak rivayet ettiği ha­dislerin tümü Peygamber Efendimizin rükuu, secdeyi ve iki rükün arasında verilen fasılayı daha sonraki imamların çoğunluğundan daha uzun tuttuğunu gösteriyor. Bu konuda­ki diğer sağlam rivayetler de aynı şeyi pekiştiriyor.

Buhari ile Müslim'de belirttiğine göre Sabit şöyle diyor: "Enes b. Malik'in -Peygamberimizin bize kıldırdığı nama­zın aynısını size tarif etmek için elimden geleni yapacağım-dediğini işitmiştim. Onun namaz kılarken yaptığım sizin yap­tığınızı görmüyorum. O rükudan kalkınca dimdik ayakta du­rurdu. Öyle ki, görenler -Bu adam ne yapacağım unuttu- der­lerdi. Secdeden başını kaldırdığı zaman da bize -Bu adam ne yapacağını unuttu- dedirtecek kadar otururdu."[21]

Buhari'nin yine Sabit'e dayanarak belirttiğine göre "Enes b. Malik, çevresindekilere Peygamberimizin nasıl namaz kıl­dığım tarif ederdi. Namaz kılarken de rükudan başını kaldı­rınca bize -Bu adam ne yacağını unuttu- dedirtecek kadar ayakta dururdu."[22]

Bu rivayetlerden açıkça anlaşılıyor ki, Peygamberimiz kı-raat'ı (zamm-ı sure okumayı) kısa tutarak namazı kısaltır-dı.[23] Gerçi bu tutum, kıraat safhası ile uyuşacak uzunluk­ta rükuu ve secdeyi de gerektirirdi. Bu yüzden Enes b. Ma­lik "Onun namazı dengeli ve ölçülü idi" diyor, yani rükün­leri arasında uzunluk ve kısalık bakımından Ölçü ve uyum vardı.

Enes gerçekten doğru söylüyor. Çünkü Peygamberimiz sabah namazının iki rekatlık farzında zamm-ı sure olarak alt­mış ile yüz sayısı arasında değişen miktarda ayet okurdu.[24] Daha da açıklarsak bu iki rekatta genellikle "Elif lam ten­zil", "Hel Eta", "Saffat" ve "Kaf' gibi sureleri, bazan bun­lardan biraz daha uzunlarını ve kimi zaman da daha kısala­rını okurdu.[25] Ömer ise "Yunus, "Hud" ve "Yusuf surele­rini okurdu. Herhalde kendisi arkasında namaz kılanların böylesini tercih ettiklerini biliyordu.

Bildirildiğine göre sahabilerden Muaz b. Cebel, bir de­fasında yatsı namazını Peygamberimizin arkasında kıldık­tan sonra Küba mescidine giderek orada Amr b. Avf oğul­larına imam olup namaz kıldırdı. Kıldırdığı bu namazda zamm-ı sure olarak "Bakara" suresini okudu. Bunu haber alan Peygamberimiz yaptığına kızarak kendisine şu sözle­ri söyledi:

"Ya Muaz, sen kargaşalık (fitne) mi çıkarmak istiyor­sun? Halka imam olduğun zaman namazını kısa tut. Çünkü arkanda yaşlılar, güçsüzler ve sıkışık durumu olanlar bulunabilir. "Sebbih isme Rabbikelala", "Veş-şemsi ve duhaha" ve benzeri sureleri okuyumaz miy­din?"[26]

Peygamberimizin burada Muaz'a ve dolasıyla diğer na­maz kıldıran imamlara emrettiği kısalık, kendisinin uygula­dığı kısalık idi. Zira O, Enes'in dediği gibi "En kısa ve ek­siksiz şekilde namaz kılan kimse idi" ve ümmetine de:

"Benim nasıl namaz kıldığımı görüyorsanız siz de öyle kılınız"[27] buyurmuştu.

Şunu da belirtmemiz gerekir ki, cemaatın namazın uza­tılmasını istedikleri durumlarda bundan daha uzun şekilde namaz kıldırmak yerinde bir harekettir. Nitekim Peygambe­rimizin akşam namazında "Tur" suresini okuduğu zamanlar olmuştur.[28] Buna karşılık bundan da kısa şekilde namaz kıl­dırmayı gerektirecek durumlarda imamın öyle yapması ge­rekir. Tıpkı Peygamberimizin çocukların ağladığı ve benze­ri durumlarda yaptığı gibi.

Açıkça anlaşılıyor ki, Enes'in naklettiği hadisler namaz­da rüku ve secdeleri çok kısa tutanlarla kıyam safhasını çok uzatanların tutumuna karşı olmayı içeriyor. Enes'in anlattığı ve diğer sahabilerin belirttiği nokta budur.

Nitekim Müslim ile Ebu Davud'un, Abdurrahman b. Ebu Leyla'ya[29] dayanarak bildirdiklerine göre sahabilerden Bera b. Azib[30] bu konuda şunları söylüyor:

"Peygamberimizin (s.a.v.) nasıl namaz kıldığını uzun zaman gözetledim. Onun kıyamı'mn, rükuunun, rükudan sonra ayakta duruşunun, secdesinin, iki secde arasındaki otu­ruşunun ve selamla namazdan ayrılma arasındaki oturuşu­nun birbiri ile uyumlu ve dengeli olduğunu gördüm."[31]

Müslim'in, Şu'be'ye[32] dayanarak bildirdiğine göre Ha­kem[33] şöyle bir olay anlatıyor:

"Bir ara Zemin b. Esas[34]adında biri Küfe valisi oldu ve Ebu Ubeyde b. Abdullah'a halka namaz kıldırmasını emret­ti. Ebu Ubeyde b. Abdullah[35] da kıldırdığı namaz sırasın­da rükudan kalktığı zaman şu duayı okumama yetecek ka­dar bir süre ayakta durdu:

"Allahım, Rabbi'miz; gökler, yeryüzü ve dilediğin başka bir şey doluşunca hamd Sana mahsustur. Sen her türlü övgüye ve yücelmeye ehilsin. Sen'in verdiğine kim­se engel olamaz ve Sen'in engel olduğunu hiç kimse ve­remez. Sen'in karşında hiçbir varlıklıya varlığı fayda sağlamaz."

(Hakem sözlerine devam ediyor:) "Bu durumu Abdurrah-man b. Ebu Leyla'ya anlattım. Bana şöyle cevap verdi: Be-rae b. Azib'in bana şöyle dediğini hatırlıyorum: "Peygam­berimizin rükuu, rükudan başını kaldırınca ayakta duruşu, secdesi ve iki secde arasındaki ayakta duruşu dengeli ve bir­birleri ile uyumlu idi." Bu olayı nakledenlerden biri olan Şu­be de, "Bu durumu Amr b. Murre'ye[36] anlattığımda bana -Abdurrahman b. Ebu Leyla'yı namaz kılarken gördüm, onun namazı öyle değildi? dedi.[37]

Öteyandan Buhari'nin bu hadise yer veren rivayetinde:

"Kıyam ve teşehhüd dışında kalan rükünler dengeli ve birbirleri ile uyumlu idi."[38] ifadesi vardır. Çünkü zamm-ı su­re okumak için olan kıyam ve teşehhüd için olan oturma rü­künleri tabii ki, diğer rükünlerden daha uzun olur. Fakat Pey-gemberimiz kıyam'ı kısa tutarak diğer rükünleri eksiksiz yaptığı için bütün rükünler dengeli ve birbirleri ile uyumlu oluyordu.

Bu iki rivayetten her biri öbürünü destekler ve doğrular niteliktedir. Çünkü Berae b. Azib, bazı rükünlerin birbirine yakın uzunlukta olduğunu ve bazılarının bu kuralın dışın­da tutulduğunu belirtirken, birinci kategoriye giren rükünleri belirtmiyor, fakat ikinci kategoriye giren rükünleri be­lirtiyor. Burada kıyam rüknünü uzatıp rükû ve secde rükün­lerini gayet kısa tutan ve böylece arada büyük bir uzunluk farkının meydana gelmesine yolaçan bazı zamane emirleri­nin bu dengesizliğe oranla daha birbirine yakın uzunlukta olan rükünlerden sözedilebilirdi.

Demek istediğimizin örneği şudur: Rasulullah bir defa­sında güneş tutulması üzerine iki rekat namaz kıldı. Bu na­mazın ilk rekatında Bakara suresi uzunluğunda bir zamm-ı sure okuyarak öyle rükua vardı. Rükuu da kıyamı kadar ve secdesi de rükuu kadar oldu.[39] Bu yüzden diyoruz ki, gü­neş tutulması namazının rükuu ile secdesinin toplam uzun­luğu kıyarn'mın yarıdan fazlasına yakın uzunlukta olur. Gerek bazı dostlarımız ve gerekse başkaları "Bir namazda zamm-ı sure olarak Bakara suresi okunduğu zaman bu na­mazın rüku ve secdesinde de yüzer ayet okuyacak kadar bir süre teşbih söylenir" diyorlarsa da bu görüş sünnete aykırı zayıf bir görüştür."[40]

Bu arada Müslim'in, Ebu Said Hudri'ye dayanarak bil­dirdiğine göre:

"Peygamberimiz namazda başını rükudân kaldırdığı za­man Berae ile Enes'in söylediklerini doğrulayacak kadar zik­rederdi. Ayrıca Rasulullah'ın nafile namazları da böyle uzun olurdu. O, geceleri yalnız başına nafile kılarken nama­zını istediği kadar uzatırdı. Bu namazların bir rekatında zamm-ı sure olarak Bakara, Al-i îmran ve Nisa surelerini okurdu. Yine bu namazlarda Kıyam haline yakın uzunlukta rükuda kalır, rükuu kadar uzunlukta, ayakta durur, ayak­ta durduğu kadar secdede kalır ve ve iki secde arasındaki otu­ruşu da secdesi kadar olurdu."[41]

Şunu da belirtelim ki, Peygamberimiz tarafından emre­dilen ve Enes ile diğer sahabiler tarafından kısa olduğu be­lirtilen bu kıyam rüknü Rasulullah'rn uygulaması ve emri ile açıklığa kavuşturulup sahabilere tebliğ edilmiştir. Peygam­berimiz mescidin minberinden namaz kıldırırken:

"Bunu beni Örnek alasınız ve benim namazımın na­sıl olduğunu öğrenesiniz diye yaptım."[42] buyurdu ve Ma­lik b. Huveris ile arkadaşına:

"Benim nasıl namaz kıldığımı görüyorsanız siz de öyle kılınız." demişti.

Peygamberimizin namaz konusundaki bu titizliğinin ve emrini uygulamalı örnekle açıklamak gereğini duymasının sebebi şudur. Çoğunlukla her iş kendisinden daha uzun bir işe göre kısa ve kendisinden daha kısa bir işe göre uzun ola­rak nitelenir. Bunun sözlüklerce belirlenmiş bir sınırı yok­tur. Öteyandan namazdaki hareketler yün eğirmek, avcı­lık, çiftçilik ve dokumacılık gibi geleneklerden değildir ki, bunun rükünlerini Örfe baş vurarak sınırlayalım. Tersine o, ibadetlerden biridir. İbadetler nasıl temelde şeriat koyu­cuya dayanıyorlarsa, nitelik ve miktarları da yine şeriat ko­yucuya başvurularak belirlenebilir.

Şu da var ki, eğer namazın herhangi bir rüknü veya bu rüknün kısalığı konusunda toplumun örfüne başvurmak ca­iz olsa, uzunluk ile kısalığın belirli kriterleri olmadığı için çoğu kere kıîmaklı emrolunduğumuz farz namazlarımızda çelişkiye bile varabilen farklılıklar meydana gelirdi. Namaz terimlerinin anlamları ve namazdaki hareketlerin şekli ko­nusunda her asrın, her şehrin, her kabilenin, her yörenin, hat­ta her mescid çevresinin diğerlerine benzemeyen farklı tu­tum ve uygulamaları artaya çıkardı. Bu durum da gerek Allah'ın ve gerekse "Benim nasıl namaz kıldığımı görü­yorsanız siz de öyle namaz kılınız." diyen Peygamberimi­zin emirlerine aykırı olurdu. Çünkü direktif olarak bu söz­leri söyleyen Peygamberimiz mesela "Bulunduğunuz çev­renin anlayışı uyarınca veya alışık olduğunuz ölçülere gö­re kısa kılınız" dememiştir. Hiçbir alimin de böyle dediği­ni işitmedim. Çünkü böyle bir şey ya fazlaya veya eksiğe dü­şerek sünnetlerin ölmesine ve şeriatın değişmesine yolaçar. Diğer sahabilerin rivayetleri de aynı gerçeği vurgulamakta­dır.

Nitekim Müslim'in, Züheyr'e[43]dayanarak bildirdiğine göre Semmak b. Harb,[44] sahabilerden Cabir b. Semure'ye[45] Peygamberimizin nasıl namaz kıldığını sordu ve ondan şu cevabı aldı; "Peygamberimiz namazı kısa tutardı, o şu adam­lar (o günü imamlarını kasdediyor) gibi kılmazdı,[46] Rasu-lullah sabah namazının farzında zamm-ı sure olarak kaf suresi ile benzeri uzunlukta sureleri okurdu."

Yine Müslim'in, Semmak yolu ile rivayet ettiğine göre Cabir b. Abdullah;

"Peygamberimiz Zamm-ı sure olarak öğle namazında "Velleyli iza yağşa, ikindi namazında buna yakın uzunluk­ta bir sure ve sabah namazında da bundan daha uzun bir su­re okurdu"[47] demiştir.

Bu sözler yine Müslim'in, Semmak'e dayanarak naklet­tiği Cabir b. Semure'nin şu sözlerine açıklık kazandırır ni­teliktedir; "Peygamberimiz sabah namazının farzında Zamm-ı sure olarak "Kaf suresini okurdu. Daha sonraki namazla­rı kısa olurdu."

Cabir -Allah-u Alem- "Daha sonraki" derken herhalde sa­bah namazından sonraki vakitleri kasdetmişti. Yani "Pey­gamberimiz, sabah namazından sonraki namazları sabah namazından daha kısa tutardı" demek istemiştir. Çünkü hem Peygamber Efendimizin namazları kısa tuttuğunu ve hem de sabah namazına Zamm-ı sure olarak "Kaf suresi­ni okuduğunu birlikte söylemiştir.

Bu arada Buhari'de yer aldığına göre Ümm-ü Seleme[48]

"Peygamberimizin veda haccı sırasındaki bir sabah na­mazında Zamm-ı sure olarak "Tur" suresini okuduğunu işittim. O sırada cemaatın çevresinde dolanarak O'nun Kur'an okuyuşunu dinledim."[49] demiştir.

Bilindiği gibi Peygamberimiz (s.a.v.) Veda Hacc'ından sonra çok az bir evre yaşamıştı. "Tur" suresi de "Kaf' su­resine yakın uzunluktadır.

Yine Buhari'de yer aldığına göre îbn-i Abbas "Bir gün anam Ümm-ü Fad[50] "Velmurselati" suresini okuduğumu işi­tince Yavrum, bu sureyi okuyunca bana Rasulullah'ı hatır­lattın, çünkü bu sure Peygamberimizin ağzından en son işittiğim ve bir akşam namazında Zamm-ı sure olarak oku­duğu sure idi."[51] demiştir.

Gerek yukardaki hadislerden ve gerekse bunların diğer benzerlerinden anlaşılıyor ki, Peygamberimiz ömrünün son döneminde sabah namazında Zamm-ı sure olarak orta uzan-luktaki surelerden birini okuyordu. Bunun belgeleri çoktur. Bu konuda sözleri bize kadar ulaşan diğer sahabiler görüş birliği halinde Rasulullah'ın sabah namazında öteden beri böyle Zamm-ı sure okuduğunu bildirdikleri ve hiç bir saha-bi O'nun ömrünün sonlarına doğru eskisinden daha kısa şekilde namaz kıldığını.söylemediği için sabah namazında Zamm-ı sure olarak orta uzunlukta bir sure okumanın sün­net olduğu konusunda bütün fıkıh alimleri görüş birliğine varmışlardır.

Sahabilerden Cabir b. Semure "O'nun namazı şu adam-larınki (günün imamlarının namazı) gibi değildi" derken na­mazı bu anlattığımızdan daha uzun ve daha kısa kıldıran imamları kastediyordu. Yani Rasulullah namazı kısa tutar­dı, ama bununla birlikte ve bugünün imamlarının rukuu, sec­deyi ve rükünler arasındaki fasılayı kırptıkları gibi namazm hiçbir rüknünü kırpmazdı" demek istiyor. Sahabelerden Enes ile Berae'nin sözlerinin vurguladığı gibi Cabir'in bu sözü, o günün emirlerinin (devlet adamlarının) imamlıkla­rı sırasında gerek kıraati (zamm-ı sure okumayı) ve gerek­se diğer rükünleri Peygamberimizin yaptığından daha kısa tuttukları anlamına da gelmeyebilir.

Nitekim Müslim'in bildirdiğine göre Ebu Kuz'a[52] diyor ki:

"Bir defasında sahabilerden Ebu Said Hudri'yi görmeye gitmiştim. Yanma vardığımda başı kalabalaktı. Ziyaretçiler dağılınca kendisine "Ben sana şu gidenlerin sordukları me­seleleri sormayacağım. Benim senden sormak istediğim şey Peygamberimizin nasıl namaz kıldığıdır" dedim.

Önce bana "Bunu bilmenin sana bir hayrı olmaz" deme­sine rağmen aynı soruyu tekrar sorunca şunları söyledi; "O zamanlar Peygamberimiz öğle farzına durunca içimizden bi­ri helaya gidip ihtiyacını giderdikten sonra evine varıp ab-dest alarak Mescide döndüğü takdirde namazı ilk rekatta ye­tişebiliyordu."[53]

Ebu Said'in bu sözlerinden, onun daha sonraki dönem­lerde Peygamberimizin zamanından daha kısa şekilde namaz kılındığı görüşünde olduğunu anlıyoruz. Buhari ile Müs­lim'in bildirdiğine göre de sahabilerden Ebu Berze[54] bu ko­nu ile ilgili olarak "peygamberimizin arkasında sabah nama­zı kılıp da Mescid'den çıkan herkes yanında kimin namaz kıldığını iyice hatırlardı (Namaz o kadar uzun sürerdi.) Peygamberimiz sabah farzının iki rekatında veya bir reka­tında altmış ile yüz arasında değişen sayıda ayet okurdu."[55] demiştir. Ahmed b. Hanbel ile Nesai'nin bildirdiğine göre Abdullah b. Ömer "Rasuluîlah'ın bize namazları kısa tutma­mızı emrettiği olduğu gibi bize "Saffat" suresini Zamm-ı su­re olarak okuyarak namaz kıldırdığı da olmuştur."[56]

Bu arada Nesai ile İbn-i Mace'nin, Süleyman b. Yesar'a [57]dayanarak bildirdiğine göre bir defasında sahabiler-den Ebu Hureyre "Arkalarında namaz kıldığım imamlar arasında falanca kadar namazı Peygamberimizin namazına benzeyenini hiç görmedim" dedi. Bu konuşmayı nakleden Süleymen b. Yesar diyor ki: "Ebu Hureyre'nin sözünü etti­ği kimse öğle farzının ilk iki rekatını uzatır, son iki rekatı­nı kısa tutardı, ikindi namazını kısa tutardı, akşamın farzın­da Zamm-ı sure olarak kısa surelerden birini, yatsı farzın­da orta uzunluktaki surelerden birinini ve sabah farzında da uzun surelerden birini okurdu."[58]

Müslim'in, Ammar b. Yesar'a[59] dayanarak naklettiğine göre Peygamberimizin buyurduğu şu sözler de yukardaki ri­vayetleri destekler niteliktedir:

"İnsanın namazı uzun tutup hutbeyi kısa kesmesi din bilgisinin derin olduğunu gösterir. Buna göre namazı uzatınız ve hutbeyi kısa kesiniz. Kuşkusuz güzel konuş­mada büyüleme gücü vardır."[60]

Burada Peygamberimiz namazı uzun tutmayı kişinin din bilgisinin belirtisi sayarak onu uzatmayı emrettiği görülü­yor. Bu emir ya genel olarak bütün namazlarla ilgilidir ve­ya Peygamberimizin bu sözleri ile sadece cuma namazım kasdetmiştir. Eğer bu emir genel karakterli ise söylenecek bir şey yok. Fakat eğer bu emirle sadece cuma namazı kas-dedİlmiş ise, bu namazdaki cemaatın diğer namazlardakin-den daha kalabalık olduğu ve bu kalabalık arasına güçsüz­lerin, yaşlıların ve sıkışmışların bulunabileceğini, üstelik bu namazın iki hutbenin arkasından ve günün en sıcak saatle­rinde kılındığı gözönüride tutulunca sabah ve benzeri serin saatlerde ve nisbeten az sayıda cemaatle kılınan namazların haydi haydi uzun tutulacağı sonucu çıkar.

Bu açıklamayı yapmamızın sebebi şudur. Az yukarda sa-habilerden Enes'in, Peygamberimizin namazını takdir etti­ğini belirtmiştik. Düşündük ki bu iki hadisi işiten kimse bun­ların arasında çelişki olduğunu sanabilir veya bazı kimseler bu hadislerdin birini görmezlikten gelip öbürüne sarılabilir ve sarıldığı hadisin manasını anlayabilir.

Sözlerimizin burasında bir kaç sayfa önce yer verdiğimiz sahabilerden Enes'in rivayet ettiği şu hadisi tekrar ele ala­lım:

"Kendi kendinize görevlerinizi ağırlattırmayınız, yoksa Allah da size ağır görevler yükler. Çünü sizden ön­ceki bazı kavimler kendilerine ağır görevler yükledikle­ri için Allah da onlara ağır görevler yükledi. Şimdi ma­nastırlarda ve kilise köşelerinde gördüğünüz kimseler iş­te o kavimlerin kalıntılarıdır. Onlar daha önce Allah'ın üzerlerine yazmamış olduğu ruhbanlığı kendileri uy­durdular."

Görüldüğü gibi bu hadiste Peygamberimiz, şeriata ekle­meler yaparak dini zorlaştırmayı yasaklıyor. Bu ağırlaştır­ma, bazan vacip veya müstehap olmayan ibadetleri vacip veya müstehap sayarak ve kimi zaman da haram veya mekruh olmayan şeyleri haram veya mekruh sayarak olur. Peygam­berimiz bu yasaklamanın gerekçesini belirtirken vaktiyle kendilerine ağır görevler yüklemenin hristiyanlara daha sonra Allah'ın da ağır görevler yüklediğini ve sonunda işin bu gün gelenekleştirdikleri ve kendi uydurmaları olan ruh­banlığa kadar vardığını anlatıyor. [61]

Sıratı Mustakim

http://darulislam.forumsmusic.com

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz