DARUL İSLAM
Müminlerin buluştuğu sitemize
hoş geldiniz lütfen üye olunuz
DARUL İSLAM

MÜMİNLERİN BULUŞTUĞU SİTE DARUL İSLAM -KAPI

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Rasûlullah"ı Sevmek, Yalnız O"nu Önder Kabul Edip O"nun İzinden Gitmekle Olur
Paz Mart 01, 2015 3:38 pm tarafından Admin

» Selamun Aleyküm
Çarş. Ocak 29, 2014 4:22 pm tarafından Hanifi_Bahadir

» *DAVET*
Ptsi Tem. 15, 2013 4:35 pm tarafından Admin

» *kuran dinle indir*
Ptsi Tem. 15, 2013 4:27 pm tarafından Admin

» Yeni geldim :)
Perş. Nis. 04, 2013 10:42 pm tarafından yunis

» Oğlum, Kalk Şu Bilgisayarın Başından!
C.tesi Şub. 02, 2013 1:46 pm tarafından ibni mesud

» http://darulislam.forumsmusic.com/
Cuma Ocak 25, 2013 9:02 am tarafından Admin

» çalışmak lazım
Salı Ocak 08, 2013 7:43 pm tarafından Admin

» ibni mesud kayış resim lerim
Perş. Nis. 05, 2012 7:55 pm tarafından Admin

En son konular
» Rasûlullah"ı Sevmek, Yalnız O"nu Önder Kabul Edip O"nun İzinden Gitmekle Olur
Paz Mart 01, 2015 3:38 pm tarafından Admin

» Selamun Aleyküm
Çarş. Ocak 29, 2014 4:22 pm tarafından Hanifi_Bahadir

» *DAVET*
Ptsi Tem. 15, 2013 4:35 pm tarafından Admin

» *kuran dinle indir*
Ptsi Tem. 15, 2013 4:27 pm tarafından Admin

» Yeni geldim :)
Perş. Nis. 04, 2013 10:42 pm tarafından yunis

» Oğlum, Kalk Şu Bilgisayarın Başından!
C.tesi Şub. 02, 2013 1:46 pm tarafından ibni mesud

» http://darulislam.forumsmusic.com/
Cuma Ocak 25, 2013 9:02 am tarafından Admin

» çalışmak lazım
Salı Ocak 08, 2013 7:43 pm tarafından Admin

» ibni mesud kayış resim lerim
Perş. Nis. 05, 2012 7:55 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
3D MEKANLAR
3D MEKANLAR
ONLİNE HAC REHBERİ
3D MEKANLAR
Ekim 2017
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
      1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031     

Takvim Takvim

3D MEKANLAR

Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

* Müslüman Gençler Hz.Yusûf'u Örnek Almalıdırlar.*

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Binti

avatar
Süper Yönetici
Süper Yönetici
MÜSLÜMAN GENÇLER HZ. YûSUF’U ÖRNEK ALMALIDIRLAR

Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN


Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de bir kısım peygamberlerin hayatını uzun uzadıya
anlatmakta ve kıyâmete kadar gelecek olan inananlara bir takım mesajlar vermektedir.
Bu peygamberlerden biri de Hz. Yûsuf (a.s.) dır. Kur’ân-ı Kerîm’de, onun adını alan bir
sûre vardır. Bu sûreyi gençlerimiz sık sık okumalıdırlar. Yüce Allah’ın bu sûrede anlattığına
göre Hz. Yûsuf, çocukluğunda ve gençliğinde birkaç defa imtihandan geçirilmiş ve bunların
hepsini başarı ile kazanmıştır. En zor imtihanı da, gençliğinin zirvesinde iken soylu ve güzel
bir kadın ile imtihan edilmesidir. Yüce Allah’ın yardımı ile bu imtihanı da kazanmış,
edebi ve hayâsı ile dillere destan olmuştur.




Hz. Yûsuf, Hz. Yâkûb’un oğludur. Hz. Yâkûb, Hz. İshâk’ın oğlu;
o da Hz. İbrâhim’in oğludur. Bizim peygamberimiz ile Hz. Yûsuf’un nesli,
Hz. İbrâhim’de birleşir.
Hz Yâkûb, dedesi İbrâhim’in hicret edip yerleştiği Filistin’de yaşıyordu.
Kendisinin, onbir oğlu vardı. Yûsuf ile Bünyâmin bir anadan, diğer oğulları
da başka bir anadan dünyaya gelmişlerdi. Hz. Yâkûb’un, Yûsuf’u çok
sevmesi diğer kardeşlerde kıskançlık meydana getirdi. Yûsuf’u kıskanan
üvey kardeşler, onu pikniğe götürdü ve orada bir su kuyusuna attılar.
Babalarına da “Baba, Yûsuf’u kurt yedi” diye yalan söylediler.
Babalarını kendi yalanlarına inandırmak için de Yûsuf’un gömleğini kana
bulayıp getirdiler. Bu olaya üzülen Hz. Yâkûb (a.s.), yıllarca ağladı ve gözleri
artık görmez oldu. Sabır gömleğini giyinerek, her zaman yaptığı gibi Yüce
Allah’a tevekkül edip neticeyi beklemeye koyuldu.

Hz. Yûsuf’un atıldığı kuyunun yanından geçen bir kervânın yolcuları,
kuyudan su alırken, kovalarına tutunarak çıkan güzel bir çocuğu
görünce birbirlerine “Müjde! İşte bir erkek çocuk” diyerek sevinçlerini dile getirdiler.
Bu dünya güzeli çocuğu Mısır’a götürüp köle diye sattılar.

Mısır’da onu alan adam karısına

“Ona değer ver ve güzel bak; belki de onu evlât ediniriz” dedi.

İslâmî kaynaklardaki bilgilere göre Hz. Yûsuf’u himâyesine alan bu zât,
Mısır’ın mâliye bakanı idi. O, Hz. Yûsuf’un zekâ ve kâbiliyetini sezmiş,
bu yüzden ileride kendisinden devlet işlerinde yararlanabileceğini düşünmüştü.
Ayrıca son derece sevimli bir çocuk olan Hz. Yûsuf’u evlât edinebileceklerini söylemişti.
Adamın, eşine: “Belki de onu evlat ediniriz.” demesinden bu çiftin çocuklarının olmadığı
anlaşılmaktadır.
Bu olayları yaratan Yüce Allah’ın muradı da, Yûsuf’u, Mısır’a yerleştirmek ve onun hayatı
üzerinden, inananlara ders vermekti. Şimdi, gençlerimizin, onun hayatından alması
gereken dersler başlıyor.

Yüce Allah şöyle buyurur:

“(Yûsuf) erginlik çağına erişince, ona (isâbetle) hükmetme (yeteneği) ve ilim verdik.

İşte, güzel davrananları biz böyle mükâfatlandırırız. Evinde bulunduğu kadın,
onun nefsinden murat almak istedi; kapıları iyice kapattı ve “Haydi gel!” dedi.
O da, “(Hâşâ), Allah’a sığınırım! Zira, kocanız benim velînîmetimdir, bana güzel
davrandı. Gerçek şu ki, zâlimler iflah olmaz!” dedi. And olsun ki, kadın ona meyletti.
Eğer Rabbinin işâret ve îkazını görmeseydi o da kadına meyletmişti. İşte böylece biz,
kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik). Şüphesiz o, ihlaslı
kullarımızdandı.”

Bu olay, o zamanki Mısır krallığının mâliye bakanının sarayında cereyân etmektedir.
Genç, bekâr ve yakışıklı olan bir delikanlı, kendisini beraber olmaya dâvet eden güzel
bir hanımın bu dâvetini, “Ben, böyle bir çirkinliği işlemekten Yüce Allah’a sığınırım.”
diyerek reddediyor. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de, olayın devamını şöyle anlatır:

-“İkisi de kapıya doğru koştular. Kadın, onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında,
kadının kocasına rastladılar. Kadın dedi ki: “Senin âilene kötülük etmek isteyenin cezâsı,
zindana atılmaktan veya elem verici bir işkenceden başka ne olabilir!”

Yûsuf:

“Asıl kendisi benim nefsimden murat almak istedi.” dedi.

Kadının akrabasından biri şöyle şâhidlik etti:

“Eğer, gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, bu ise yalancılardandır.
Eğer, gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir.
Bu ise doğru söyleyenlerdendir.” ( Kadının kocası, Yûsuf’un gömleğinin)
arkadan yırtılmış olduğunu görünce, (kadına): “Şüphesiz, bu, sizin tuzağınızdır.
Sizin tuzağınız gerçekten büyüktür.” dedi.

(Sonra da), “Ey Yûsuf ! Sen, bundan (bu olup bitenleri söylemekten)
vazgeç! (Ey kadın!) Sen de günahının affını dile! Çünkü sen, günah
işleyenlerden oldun.” dedi.”

Kadının kocası, olayın duyulmaması için ne kadar gayret ettiyse de,
başarılı olamadı. Olay, çevrede ve özellikle üst düzey idârecilerin
hanımları arasında duyuldu. Yüce Allah, olayların devamını şöyle anlatır:

-“Şehirdeki bazı kadınlar dediler ki: “Aziz’in karısı, delikanlısının nefsinden
murat almak istiyormuş; Yûsuf’un sevdâsı onun kalbine işlemiş! Biz, onu
gerçekten açık bir sapıklık içinde görüyoruz.” Kadın, onların dedikodusunu
duyunca, onlara dâvetçi gönderdi, onlar için dayanacak yastıklar hazırladı.
Onlardan her birine bir bıçak verdi.

(Kadınlar meyveleri soyarken Yusuf’a):

“Çık karşılarına” dedi.

Kadınlar onu görünce, onun büyüklüğünü anladılar.
(Şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve dediler ki: “Hâşâ Rabbimiz!

Bu, bir beşer değil… Bu, ancak üstün bir melektir!”

Kadın dedi ki:

“İşte kakında beni kınadığınız şahıs budur. Ben, onun nefsinden murat
almak istedim. Fakat o, (bundan) şiddetle sakındı. And olsun, eğer o,
kendisine emredeceğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve elbette
sürünenlerden olacaktır!”

(Yûsuf):

“Ey Rabbim! Bana zindan, bunların benden istediklerinden daha iyidir.

Eğer, onların hilelerini benden çevirmezsen, onlara meyleder ve câhillerden olurum.” dedi.

Rabbi, onun duâsını kabul etti ve hîlelerini onda uzaklaştırdı.
Çünkü o, çok iyi işiten, pek iyi bilendir.
Sonunda (Aziz ve arkadaşları), kesin delilleri görmelerine rağmen
(halkın dedikodusunu kesmek için yine de) onu bir zamana kadar
mutlaka zindana atmaları kendilerine uygun göründü.

Yüce Allah, bu âyetlerin devamında, Hz. Yûsuf’un zindana atılmasını,
zindan arkadaşları ile olan konuşmalarını, hapishâne günlerini, oradan
kurtulmasını, Mısır hazinesinin başına geçmesini anlatır.

Biz, Hz. Yûsuf’un hayatının buraya kadar anlatılan bölümünün,
inananlara ve özellikle gençlere ne gibi dersler ihtivâ ettiğine
bakalım ve bunları sıralamaya çalışalım:

* Bülûğ çağı, çocukluktan çıkma, erginliğe adım atma çağıdır. Bu çağa
ulaşan her insanın çevresinde tuzaklar vardır. Anne ve babalar,
çocuklarını bu tuzaklardan korumak için çok uyanık olmalıdırlar.
Yanında annesi ve babası olmayanlar da, Hz. Yûsuf gibi kendilerini
korumalı ve tuzağa düşmemelidirler.

*Yüce Allah’ın, yukarıda geçen âyetlerinin meâllerinden öğrendiğimize
göre, bu tuzaklardan korunmak için gençlerin, faydalı bilgi, iyi ahlak
ve sağlam îman ile donanmaları gerekir. Hz. Yûsuf örneğinde olduğu
gibi, bu üç artı değeri şahsında toplayanların yardımcısı Hazreti
Allah’tır.

*Kendilerine uygunsuz bir teklif yapılan gençler, bu teklifi hemen
anında reddetmelidirler. Kadın, Hz. Yûsuf’a “Haydi gel!” der demez, Hz.
Yûsuf, “Ben, böyle bir çirkinlikten Allah’a sığınırım.” diyerek bu
teklifi hemen reddetmiştir. Yüce Allah da, kendine sığınan bu kulunu
korumuştur. Kul, çirkinliklerden uzak durur, hayâ ve edebi ile yaşarsa
Yüce Allah, onu koruması altına almaz mı?

*Hz. Yûsuf, Yüce Allah’ın ihlaslı kullarındandı. Yüce Allah, kendine
gönülden ve samîmî olarak bağlı kullarına, yeri geldiğinde veya onlar
darda kaldıklarında, ne yapacaklarını veya nasıl yapacaklarını
kendilerine gösterir, onlar da bunu açık bir şekilde görürler. Âyette
geçen “Eğer, Rabbinin bürhânını görmeseydi” ifâdesi bunun apaçık
delilidir.

Binti

avatar
Süper Yönetici
Süper Yönetici
*Hz.
Yûsuf için bu tuzağı kuran kadının ismi, kaynaklarda “Râil” diye
geçmektedir. Zelîhâ (veya Züleyhâ) bu kadının lakabıdır. Yüce Allah,
Kur’ân-ı Kerîm’de onun ismini anmaz. Çünkü, önemli olan onun ismi
değil; gençleri, onun ve onun gibilerin şerrinden korumaktır. Yüce
Allah, geçen âyetlerde bu konuda mesajlar vermektedir.


* Sevgili gençler! Zamanımızda o kadar çok
Züleyha var ki, ne tarafa baksak, onların tuzaklarını görüyoruz; ne
tarafa adım atsak onların tuzaklarına düşme tehlikesi ile baş başa
kalıyoruz. Şurası muhakkak ki, biz, Züleyha’nın tuzağından daha beter
tuzaklarla kuşatılmış durumdayız. Sokaklar, caddeler, çarşılar,
pazarlar, televizyonlar, radyolar, gazeteler, dergiler, her biri
binlerce Züleyha olmuş, bizi günah bataklığına çağırıyor. Bu
Züleyhalar, kendilerini bize arzedip bizi günah bataklığına çağırırken,
bizden bir bedel istiyorlar. Yerine göre îmânımızı, yerine göre
ahlâkımızı, yerine göre iffet ve hayâmızı, yerine göre de bizi biz
yapan tüm değerlerimizi istiyorlar. Bize şahsiyet veren, bize kimlik
kazandıran, bizi biz yapan bütün değerlerimizden soyutlayarak
kedilerine râm etmek, köle etmek, esir etmek, sonra da istedikleri
şekilde nefsî, şehevî aşağılık arzularına hizmet ettirmek istiyorlar.
Böyle bir zillete, böyle bir meskenete hangi şerefli insan düşebilir.
Hangi olgun Müslüman, böyle bir alçaklığı kabul edebilir. Elbette ki,
îmân şerefiyle şereflenmiş Müslümanlardan hiçbiri, bu zilleti ve
şerefsizliği kabûl etmez. Onurlu Müslümanlardan hiçbiri bu ahlaksızlık
bataklığına düşmez.


* Sevgili gençler! Kendimizi, âhiret azâbından
koruyalım. İnsanlar arasında takvâ elbisesi giyip de, ıssız ve tenhâ
yerlerde de şekâvet elbisesi giyen âsîlerden olmayalım: Nerede olursak
olalım, hangi şartlar içinde bulunursak bulunalım, ne kadar câzip
tekliflerle karşılaşırsak karşılaşalım, asla ve kat’a Yüce Allah’ın
koyduğu hudutları çiğnemeyelim. Bir anlık dünyevî zevkler için ebedî
hayatımızı harap etmeyelim. Her an Rabbimizle berâber olma şuûrunu
canlı tutalım.


* Hz. Yûsuf, kendisine tuzak kuran kadının
tuzağından kurtulmak için kapıya doğru koşuyor, kadın da arkasından
koşarak onu yakalamaya çalışıyordu. Yakalamak için, Hz. Yûsuf’un
gömleğinden tutmuş ve onu yırtmıştı. Tam bu sırada, evin erkeği kapıyı
açmış ve eşini suçüstü yakalamıştı. Kadın, Hz. Yûsuf’u suçlayarak
kendini temize çıkarmaya çalışıyordu. Kocası, bu çirkinliğe teşebbüs
edenin kendi eşi olduğunu tespit ettikten sonra eşine, “Şüphesiz bu,
sizin tuzağınızdır. Gerçekten, sizin tuzağınız büyüktür.” diyerek onu
azarladı.


* Sevgili gençler! Târih boyunca gerek
erkekler ve gerek kadınlar, hasımlarını alt etmek veya bir şeyi elde
etmek için çeşit çeşit tuzak kurmuşlar, veya da hîle yapmışlardır.
Ancak, kadınların hîle ve tuzakları, erkeklerin hîle ve tuzaklarına
göre çok büyüktür. Onlar, kadınlık silahını kullanarak kurmuş oldukları
tuzaklarda, erkeklere göre daha başarılı olmuşlardır. Evet, kadınların
hîle ve tuzakları çok büyüktür. Onların tuzaklarına düşmemek için, dış
görünüşlerine aldanmadan, ruh yapılarını çok iyi tanımak gerekir.
Elbette ki bu kural, bütün kadınlar için geçerli değildir. Sözümüz,
herhangi birine tuzak kurmayı kafasına koymuş olanlar için geçerlidir.
Yoksa, bu dünyada eli öpülecek nice kadınlar vardır. Onlar için olumsuz
bir şey söylersek, ağzımız eğilir.


* Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de Hz Yûsuf’un
hayatını anlatarak bize çok şeyler öğretiyor. Hz Yûsuf’un hayatını
okurken, İnsanların, durduk yerde iftiraya uğrayabileceğini, haksız
yere yıllarca hapis yatabileceğini, hayatının kimi dönemlerinde
ummadığı olumsuzluklarla karşılaşabileceğini öğreniyoruz. Daha doğrusu
hayat denilen muammâyı öğreniyoruz. Düştüğü hapis hayatı, Hz. Yûsuf
için “Medrese-i Yûsufiyye” olmuştur. Bir taraftan kendine ayrılan temiz
mekânda Rabbine ibâdet ederken, diğer taraftan da zindanda bulunanlara
tevhîd inancını anlatıyor ve onları puta tapıcılıktan vazgeçirmeye
çalışıyordu. Bu medresede hem kendisi yetişmiş hem de kendisi gibi genç
olan hapis arkadaşlarını yetiştirmiştir. Zindan, onun, Rabbine ibâdet
etmesine, teblîğ vazifesini yapmasına asla engel teşkil etmiyordu.
Kendisi gibi genç olan hapis arkadaşlarına yaptığı dersi birlikte
dinleyelim:



-“…Şüphesiz ben, Allah’a inanmayan bir kavmin
dîninden uzaklaştım. Onlar, âhireti inkâr edenlerin tâ kendileridir.
Atalarım İbrâhim, İshâk ve Yâkûb’un dînine uydum. Allah’a herhangi bir
şeyi ortak koşmamız bize yakışmaz. Bu, Allah’ın bize ve insanlara olan
lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.

Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan tek Allah mı?
Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve
atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah,
onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sâdece Allah’a
âittir. O, size kendisinden başkasına ibâdet etmemenizi emretmiştir.
İşte, dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.


Şurası bilinmelidir ki, her peygamber ve her
Müslüman, şartlar ne kadar kötü olursa olsun Rabbine ibâdetten ve bir
de tebliğ ve dâvetten asla geri duramaz ve bu konuda tembellik
gösteremez. Hz. Yûsuf, zindanda kendisine gördükleri rüyâları anlatıp
bunların yorumunu isteyen gençlere, rüyâlarını yorumlamadan önce tevhîd
dînini anlattı; sonra da rüyâlarını yorumladı. Yorumları da olduğu gibi
çıktı. Çünkü, Yüce Allah, ona bu ilmi öğretmişti. Bu ilim sâyesinde de
zindandan kurtuldu ve Mısır kralının hazinelerinin başına görevli
olarak tâyin edildi.


“Beni, ülkenin hazinelerinin başına tâyin et!
Çünkü ben, (onları) çok iyi korurum ve bu işi bilirim” diyerek, kendine
ve ilmine olan güveninden dolayı kraldan görev istedi. Üzerine aldığı
görevi de en güzel şekilde yerine getirdi. Yüce Allah onu bilgi, beceri
ve görevine olan bağlılığından dolayı başarıya ulaştırdı; kendisini hem
dünya hem de âhiret mükâfatı ile şereflendirdi. Rabbimiz, bu konuyu
bize, şöyle haber verir:


-“Ve böylece Yûsuf’a orada dilediği gibi
hareket etmek üzere ülke içinde yetki verdik. Biz, dilediğimiz kimseye
rahmetimizi eriştiririz. Ve güzel davrananların mükâfatını zâyi
etmeyiz. Îman edip de (kötülüklerden) sakınanlar için âhiret mükâfatı
daha hayırlıdır.”

Bütün Mısır, Hz. Yûsuf’un idâresine ve
tasarrufuna verildi. Kral, kendi adına hareket etmesine ve kendi
yetkilerini kullanmasına bile izin verdi. Hz. Yûsuf, tarıma önem verdi.
Üretimi artırdı, ihtiyaç fazlası olan ürünleri biriktirdi. Nihâyet
kıtlık yılları geldi. Bu sefer, depo edilmiş ürünleri yemeğe ve ihrâç
etmeye başladılar. Her taraftan insanlar, Mısır’a gelerek buradan
yiyecek satın aldılar. Hz. Yâkûb da, küçük oğlu Bünyâmin hâriç diğer
oğullarını yiyecek almak için Mısır’a gönderdi. Kardeşleri, Hz. Yûsuf’u
tanıyamadılar; ama o, kardeşlerini tanıdı ve buğday ücretlerini
onlardan habersiz yüklerinin içine geri koydu.


Bu iltifata memnun olan kardeşler, ikinci
sefer gelişlerinde babalarından izin alarak Bünyâmin’i de
getirmişlerdi. Hz. Yûsuf, bir bahane ile Bünyâmin’i kendi yanında
alıkoydu. Yûsuf kaybolduğu günden beri ağlayan Hz. Yâkûb, şimdi de hem
Yûsuf hem de Bünyâmin için ağlıyordu. Kardeşleri, üçüncü sefer gelip
gözyaşı döktüler. Bünyâmin’in burada kalışından dolayı yaşlı
babalarının durmadan ağladığını söylediler. Kardeşlerinin kendilerine
geri verilmesi için yalvardılar.


İşte o zaman Hz. Yûsuf, kendini tanıttı. Ona
karşı çok mahcûb olan kardeşleri, onun isteği üzerine memleketlerine
gidip bu sefer de anne ve babalarını alarak Mısır’a getirdiler. Oğlunun
kuyuya düştüğü haberini aldığı günden beri ağlayan Hz. Yâkûb’un gözleri
görmez olmuştu. Hz. Yûsuf, kardeşlerinin üçüncü gelişlerinde, gözlerine
sürmesi için babasına kendi gömleğini göndermişti. Hz. Yâkûb, oğlundan
gelen bu gömleği gözlerine sürmüş ve gözleri açılmıştı. Hz. Yûsuf,
gözleri açılan babasını, annesini ve kardeşlerini güzel bir merâsimle
karşıladı. Hz. Yâkûb(İsrâil) oğulları, Hz. Mûsâ zamanına kadar Mısır’da
kaldılar.


Hz. Yûsuf, insanların en güzeli; onun hayat
hikâyesi de, kıssaların en güzelidir. İnsan, bu kıssayı her okuyuşunda
ayrı bir zevk, ayrı bir lezzet ve ayrı bir ders alıyor. Zâten, Yüce
Allah, peygamber kıssalarını ders ve ibret almamız için anlatmaktadır
Hz. Yûsuf kıssasında da gençler için çok güzel ders ve ibretler vardır.
Gençler, bu kıssayı hayatta bir kere değil, belki her yılda veya her
ayda bir kere baştan sona kadar iyice anlayarak ve düşünerek
okumalıdırlar. Bu şekilde yapan gençlerin çok şeyler kazanacağı ve
hayatta başarılı olacağı kanaatindeyim. Çünkü, Hz. Yûsuf’un hayatında
bir gence lazım olacak her şey vardır. Bunları sırası ile görelim:



* Hz. Yûsuf, çocukluğu ve hayatının son dönemi
hâriç, çok çileli bir hayat yaşamıştır. Yani, onun gençliği çileli ve
sıkıntılı geçmiştir. Fakat o, bütün bu sıkıntılara rağmen, Yüce
Allah’tan umudunu kesmemiş, hiçbir zaman yıkılmamıştır.


* Babası tarafından çok sevilen bir çocuktu.
Babası, onu ve onun küçük kardeşi Bünyâmin’i çok seviyordu. İlk anneden
olan diğer kardeşler de bu durumu kıskanıyorlardı. Bu kıskançlık
onları, üvey kardeşleri Yûsuf’u kuyuya atmaya kadar götürdü. Demek ki,
kardeşler arasında kıskançlık bir vâkıadır. Babalar ve anneler bu
durumu bilmeli ve çocukları arasında asla ayırım yapmamalıdırlar.
Bugün, çocuk psikolojisi üzerine çalışan ve ihtisas yapanlar da aynı
şeyi söylüyorlar.

Binti

avatar
Süper Yönetici
Süper Yönetici
Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de, kardeşler arasındaki kıskançlık yüzünden
meydana gelen iki olay anlatır. Bu iki olaydan biri, Hz. Âdem’in
oğulları Hâbil ile Kâbil arasında, ikincisi de Hz. Yâkûb’un oğulları
arasında meydana gelir. Bu iki olayın birbirine benzeyen ve benzemeyen
yönleri vardır. Her iki olayın da meydana gelmesinin sebebi, kardeşler
arasındaki çekememezlik ve kıskançlıktır. Her iki olayda da kıskançlık
çift taraflı değil tek taraflıdır. İki olayın birbirine benzemeyen
tarafı, kötü niyetli kardeşlerin, mâsûm ve günahsız kardeşe karşı olan
tutum ve davranışlarıdır. Kâbil’in niyeti, kardeşi Hâbil’i kesinlikle
öldürmekti ve öldürdü. Hz. Yûsuf’un kardeşlerinin, onu öldürmek gibi
bir niyetleri yok. Bunu biz, Yüce Allah’ın kitâbından öğreniyoruz.
Rabbimiz, bu durumu şöyle haber veriyor:


-“(Kardeşleri) dediler ki: “Yûsuf’la kardeşi
(Bünyâmin) babamıza bizden daha sevimlidir. Halbuki biz, kalabalık bir
cemaatiz. Şüphesiz ki, babamız apaçık bir yanlışlık içindedir”.
(Aralarında dediler ki
“Yûsuf’u öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki, babanızın teveccühü
yalnız size kalsın! Ondan sonra da (tevbe ederek) sâlih kimseler
olursunuz.” Onlardan biri: “Yûsuf’u öldürmeyin, eğer mutlaka (bir şey)
yapacaksanız, onu kuyunun dibine atın da geçen kervanlardan biri onu
alsın (götürsün)” dedi.

Kötülük işlemeye niyetli olanlar birden fazla
olunca, kötüler, en kötülere etki edebilirler ve onları büyük
cinâyetlerden alıkoyabilirler. Kâbil’i, bu mânâda yumuşatacak ve
işlemeyi düşündüğü cinâyetten vazgeçirecek ikinci bir şahıs yoktu.
İnsan, nefsi ve şeytanı ile baş başa kaldı mı işlemeyeceği cinâyet
yoktur. Bilinmelidir ki, her insanın en büyük iki düşmanı nefis ve
şeytandır. Herkes, bu iki düşmandan korunma yollarını aramalıdır.


Belki de, kardeşleri, Yûsuf’u öldürmekten
vazgeçtikleri ve ona kıyamadıkları için güzel bir âkıbet ile baş başa
kaldılar. Kâtil olsalardı, onun canına kıysalardı olayın seyri değişir
ve neticede kaybeden onlar olurdu. İnsanın canına kıymak, kâtil olmak
büyük günahlardandır. Büyük günahlardan uzak durmak Rabbimizin emridir.
Büyük günahlara yaklaşmayanların küçük günahları affedilir. Bu konuda
Yüce Allah, şöyle buyurur:

-“Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan
kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir
yer(olan cennet)e sokarız.”


İnsanlar, melekler gibi yaratılışları îcâbı
günahtan korunmuş değillerdir. Hem günah ve suç işleme kâbiliyetleri
hem de faziletleri vardır. Faziletleri, nefis ve şeytana karşı
verdikleri mücâdeleden gelmektedir. Kul, elinden geleni yapınca Mevlâ,
ufak tefek kusurları örtecek, yüze vurmayacaktır inşâallah.


* Kardeşleri, Hz Yûsuf’u kuyuya attıktan sonra
babalarına gidip “ Yûsuf’u kurt yedi” diyerek yalan söylediler. Bu
sözün yalan olduğu yıllar sonra ortaya çıktı. Yalanı söyleyen
kardeşler, o zaman çok mahcûb oldular, utandılar.


Sevgili gençler! “Yalanın dibi yoktur.”
“yalancının evi yanmış kimse inanmamış.” “Yalancının mumu yatsıya kadar
yanar.” gibi, nesilden nesile intikal eden at sözlerimiz vardır. Ne
kadar doğru sözlerdir bu sözler! Değil mi? Hz. Yâkûb’un oğullarının,
düştüğü mahcûbiyete düşmek istemiyorsanız hayatınız boyunca yalan
söylemeyin, yalanı ağzınıza almayın. Çünkü, Allah’a inanan bir insana,
yalan söylemek yakışmaz. Yalan, onun kimliğini ve kişiliğini zedeler.


* Hz. Yâkûb’un oğulları, kardeşlerini kuyuya
atıp eve döndüklerinde babalarına, “Onu kurt yedi.” diyerek, yalan
söylemişlerdi. Babaları da, “ Artık bana sabretmek düşer.” demiş ve
sabır elbisesine bürünmüştü. Yüce Allah, onların, babalarına yalan
söylemesini, babalarının da sabır libâsına bürünmesini şöyle anlatır:

-“Akşam olunca ağlayarak babalarına geldiler.
“Ey babamız!” dediler. “Biz yarışmak üzere uzaklaşmış, Yûsuf’u da
eşyâmızın yanında bırakmıştık. (Ne yazık ki) onu kurt yemiş! Fakat, biz
doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın.” Gömleğinin üstünde
sahte bir kan ile geldiler. (Yakub dedi ki: “Bilâkis nefisleriniz, size
(kötü) bir şeyi güzel gösterdi. Artık (bana düşen) hakkıyla
sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan, ancak
Allah’tır.”


Başına gelen bu sıkıntı karşısında sabreden ve
Yüce Allah’a sığınan Hz. Yâkûb, ömrünün sonunda sabrının mükâfatını,
gözlerine ve oğluna kavuşarak almıştır. Bu güzel insan, bu hâliyle de
bize örnek olmuştur.

Sevgili gençler! Bizim, “Sabreden derviş,
murâdına ermiş.”, “Sabrın sonu selâmettir.” gibi güzel sözlerimiz
vardır. Bu güzel sözlerin her biri, bir tecrübeden sonra söylenmiş
sözlerdir. Durum ne olursa olsun, sıkıntı ne kadar büyük olursa olsun,
bize sabretmek düşer. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur:

-“Ey îman edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah, kesinlikle sabredenlerle berâberdir.”

*Hz. Âdem’i yalnızlıktan, Hz. Nûh’u tûfandan,
Hz. İbrâhim’i Nemrûd’un ateşinden, Hz. İsmâil’i şeytanın iğvâsından
koruyan ve kurtaran Yüce Allah, Hz. Yûsuf’u da kuyudan ve Züleyha’nın
şerrinden korudu ve kurtardı. Sonradan gelen peygamberleri de birçok
belâ ve musîbetten yine Yüce Allah, korudu ve kurtardı. Hz. Mûsâ’yı
Firavun’un şerrinden, Hz. Yûnus’u düştüğü balığın karnından, Hz.
Eyyûb’u mübtelâ olduğu hastalıktan, Hz. Îsâ’yı onu çarmıha germek
isteyenlerin elinden, Hz. Peygamber’i Mekke müşriklerinden yine O,
kurtardı.


Sevgili gençler! Bütün bu olaylar gösteriyor
ki, bizim her zaman koruyucumuz ve kurtarıcımız, Yüce Allah’tır. Bizim
Rabbimiz, Yaradanımız, Mâbûdumuz, O’dur. O, hiçbir zaman bizi unutmaz,
bizi terk etmez. Ama, bizi imtihan eder. Önce ağlatır, sonra güldürür.
Bunu görebilenlere müjdeler olsun. Biliniz ki, bu da ancak îmân nûru
ile görülür. Rabbim, îmânımızı kâmil eylesin!(Âmin!)


Burada şöyle denilebilir:

“Yukarıda ismi geçenlerin hepsi Yüce Allah’ın
seçtiği ve insanlara gönderdiği peygamberlerdir. Elbete, Yüce Allah,
onları düştükleri sıkıntılardan kurtaracaktır. Bu konuda bizi de onlara
benzettiniz ama biz, peygamber değiliz. Elbette, düştüğümüz
sıkıntılardan Rabbimizin yardımı ile kurtulacağız, buna inanıyoruz.
Fakat, bu konuda bir âyet, bir müjde var mı? Bunu öğrenmek istiyoruz.”


Bu soruya şöyle cevap verelim: Yüce Allah,
Kur’ân-ı Kerîm’de, Hz.Yûnus’un, balığın karnındaki duâsını kabûl
ettiğini bize, şöyle haber verir:


-“Bunun üzerine onun duâsını kabûl ettik ve
onu kederden kurtardık. İşte biz, müminleri böyle kurtarırız.” Dikkat
edilirse Yüce Allah, burada, Hz. Yûnus için mâzi (di’li geçmiş zaman)
kalıbı kullanırken, müminler için müzâri (geniş zaman) kipi kullanarak
onlara olan yardımının kıyâmete kadar devam edeceğine dikkatleri
çekiyor. Bu konuda, başka bir âyet meâli de şöyledir:

-“Biz, sonra peygamberlerimizi ve aynı şekilde
îmân edenleri kurtarırız. İnananları, üzerimize bir borç olarak
kurtaracağız.” Bu iki âyet meâli, yukarıdaki sorunun cevâbı için
yeterlidir, zannederim. Bu konudaki müjdenin kaynağını, âyetlere
dayandırdıktan sonra, kendimize dönelim ve Yüce Allah’ın yardımına
lâyık olup olmadığımıza bakalım.


Sevgili gençler! Hz. Yûsuf kıssasını bitirirken bir konuya daha dikkatinizi çekmek isterim. O da şudur:
Bildiğiniz gibi Hz. Yûsuf, Züleyha’nın
gazabına uğramış ve haksız yere hapse atılmıştı. Hapiste boş durmamış,
hapishâne arkadaşlarını tevhîd inancına dâvet etmiş ve onlarla îmân
dersleri yapmıştı. Bu arada onların gördükleri rüyâları da yorumlamış
ve tâbir etmişti. Çünkü, Yüce Allah tarafından kendisine böyle bir ilim
verilmişti. Rüyâsını yorumladığı arkadaşlarından birisi de Mısır
kralının hizmetçilerinden biriydi. Ona “ Gördüğün rüyâya göre, yakında
hapisten çıkacak ve tekrar efendine hizmet edeceksin. Beni de onun
yanında an, benden ona bahset.” meâlinde sözler söyledi. Bu hizmetçi
dışarı çıkınca hapishâne arkadaşlarını unuttu. Hizmet ettiği kral bir
rüyâ görüp de, rüyâları iyi yorumlayan birini arayınca, hizmetçinin
aklına hemen Hz. Yûsuf geldi. Çabucak hapishâneye gitti ve eski
arkadaşına kralın rüyâsını anlattı. Ondan aldığı yorumu krala
ulaştırınca, kral bu yorumu çok beğendi ve “Bu yorumu yapan kişiyi bana
getirin” dedi. İşte burada Hz. Yûsuf, eline geçen fırsatı değerlendirdi
ve suçsuzluğunun îlân edilmesini istedi. Kral da bunu kabûl etti.
Dolayısıyla Hz. Yûsuf, üstünlüğü ele geçirerek, kendisine iftira
edenlerin yalanlarını kendilerinin îtirafları ile ortaya çıkarırken;
kendisinin de en yüksek otorite tarafında aklanmasını sağlamış oldu.


Yüce Allah, olup bitenleri şöyle anlatır:

-“(Adam bu yorumu getirince) kral dedi ki:
“Onu bana getirin!” Elçi, Yûsuf’a geldiği zaman, (Yûsuf) dedi ki:
“Efendine dön de ona: “Ellerini kesen o kadınların zoru neydi?” diye
sor. Şüphesiz benim Rabbim onların hîlesini çok iyi bilir.” (Bunun
üzerine kral kadınlara)dedi ki: “Yûsuf’un nefsinden murat almak
istediğiniz zaman durumunuz neydi?” Kadınlar: “Hâşâ! Allah için, biz
ondan hiçbir kötülük görmedik.” dediler. Aziz’in karısı da dedi ki:
“Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben, onun nefsinden murat almak istemiştim.
Şüphesiz ki o, doğru söyleyenlerdendir.” (Yûsuf dedi ki
Bu, Aziz’in yokluğunda ona hâinlik etmediğimi ve Allah’ın hâinlerin
hîlesini başarıya ulaştırmayacağını (herkesin) bilmesi içindir.”

Binti

avatar
Süper Yönetici
Süper Yönetici
sevgili gençler! İdârî makamlarda bulunmak, çok
tehlikelidir. İdâreci olmak, çok risklidir. İdâreci olduğunuzda,
başarılı olamazsanız herkes sizi yıpratır. Başarılı olursanız, o zaman
da sizi çekemeyenler, sizde ayıp aramaya başlarlar. Şimdikilerin
ifâdesi ile “kirli çamaşırlarınızı” orta yere dökerler. Hz. Yûsuf, Yüce
Allah’ın, kendisine verdiği ilim ve basîret ile idâreci olarak tâyin
edileceğini hissettiği ve insanların idârecileri yıpratma zaafını da
bildiği için, daha işin başında iken kendini sağlama aldı. Bu hareketi
ile de inanan gençlere örnek oldu.


Sevgili gençler! İdâreciliğe heveslenmeniz ve
kendinizi ona göre yetiştirmeniz elbette güzel bir şeydir. Güzel
olmayan, kendinizi yetiştirmeden ve ehil olmadan bir makama tâlib
olmanızdır. Bir de şunu söyleyelim: İnşâallah, herhangi bir kirli
çamaşırınız yoktur, şâyet varsa, idâreciliğe heveslenmeyin. Sözümüzü
dinlemez, heveslenirseniz o zaman da muhâliflerinizin size
yöneltecekleri oklara karşı durmaya hazır olun. Şunu da biliniz ki,
muhâlifin insâfı yoktur.


Sevgili gençler! “İnsanların ağzı çuval değil
ki, bağlayalım.” demişler. Ne kadar da doğru demişler, değil mi?
Elbette ki, “evet”. Hz. Yûsuf için iftira uyduranlar, senin için, benim
için uyduramazlar mı? Elbette uydururlar. Öyle ise ne yapalım? Kolay,
biz de Hz. Yûsuf gibi yapalım. Yani doğru olalım, dürüst olalım, kalem
gibi olalım, dik duruşlu olalım, işlerimizi Yüce Allah’a havâle edelim
ve bilelim ki, Yüce Allah, doğruları utandırmaz. Bir de sabretmesini
bilelim. Bilelim ki, bazı şeyler zamanla halledilir. Özlük
haklarımızdan vazgeçmeyelim. Bize iftira atanların iftiralarını,
onların kendi adamlarının elleri ile yüzlerine çarpalım. Pısırık ve
korkak olmayalım. Doğruluğu ve sadâkati elden bırakmayalım. Şâir ne
güzel demiş:

“ İnsana sadâkat yaraşır görse de ikrâh,
Doğrunun yardımcısıdır Hazreti Allah.”

Hz. Yûsuf kıssasını bitirirken bir şeye daha dikkat çekelim:

Yüce Allah, kıssaya başlarken ve kıssayı
bitirirken bu kıssadan ibret alınması lâzım gediğine vurgu yapıyor.
Kıssanın ilk âyetlerinden birinin meâli şöyle: -“Andolsun ki, Yûsuf ve
kardeşlerinde, (almak) isteyenler için ibretler vardır.” Bu kıssanın
son âyetinin meâli de şöyledir: “Andolsun ki, onların (geçmiş
peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok
ibretler vardır. (Bu Kur’ân,) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat
o, kendinden öncekileri tasdîk eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır);
îmân eden toplum için bir rahmet ve bir hidâyettir.”


Sevgili gençler! Bu iki âyet meâli, bizim için
bir rehberdir, yol göstericidir. Akıl sâhipleri, bu kıssayı çok okumalı
ve gerekli dersleri almalıdırlar. Ben, sizlere, kıssanın geçtiği
toprakların medeniyetini ve kültürünü çok iyi bilen bir âlimin kitâbını
okumanızı tavsiye edeceğim. İnandığı dâvâ uğruna, gözünü kırpmadan ve
geriye bakmadan, üniversite kürsüsünden îdam sehpasına giden, şehîd
Seyyid Kutub’un “Fî Zilâli’l-Kur’ân” isimli tefsîrinden Yûsuf sûresinin
tefsîrini sık sık okumanızı tavsiye ediyorum. Ama, ihmal etmeyin,
muhakkak okuyun, diyorum. Konu, insanların en güzeli olan Hz. Yûsuf;
anlatan, sözlerin en doğrusunu ve en güzelini söyleyen Yüce Allah;
tefsîr eden de, şehîd Seyyid Kutub olursa, bu okumanın tadına doyum
olur mu?



Hz. Yûsuf kıssasından aldığımız dersleri, birkaç maddede tekrar hatırlayıp geçelim:


* Kendisini her türlü olumsuzluklardan koruyan gençlerin
koruyucusu ve yardımcısı Yüce Allah’tır.



* Hayâ, edep, iffet gibi güzellikler, kadınlarda ve gençlerde daha
güzel görünmektedir.



* Gençler, düştükleri sıkıntılara karşı sabır gösterirlerse ve kurtulmaları
için Yüce Allah’a duâ eder ve ona sığınırlarsa Allah da onları bu belâlardan kurtarır.



* Gençler, kendilerini ilim, irfan, hayâ, edep, çalışkanlık ve üretkenlik gibi
özelliklerle süslerlerse bir gün gelir, Mısır’a sultân olurlar.



* Kötülükleri yüze vurmak, iyilikleri başa kakmak doğru değildir. Müminlere
yakışan, af ve musâmahadan yana olmaktır.

Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN

Admin

avatar
Süper Yönetici
Süper Yönetici
gerçekten güzelbir konu ama sabır ve istekle okumada yara var Allah razıolsun

http://darulislam.forumsmusic.com

Misafir


Misafir

Sponsored content


Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz