DARUL İSLAM
Müminlerin buluştuğu sitemize
hoş geldiniz lütfen üye olunuz
DARUL İSLAM

MÜMİNLERİN BULUŞTUĞU SİTE DARUL İSLAM -KAPI

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Rasûlullah"ı Sevmek, Yalnız O"nu Önder Kabul Edip O"nun İzinden Gitmekle Olur
Paz Mart 01, 2015 3:38 pm tarafından Admin

» Selamun Aleyküm
Çarş. Ocak 29, 2014 4:22 pm tarafından Hanifi_Bahadir

» *DAVET*
Ptsi Tem. 15, 2013 4:35 pm tarafından Admin

» *kuran dinle indir*
Ptsi Tem. 15, 2013 4:27 pm tarafından Admin

» Yeni geldim :)
Perş. Nis. 04, 2013 10:42 pm tarafından yunis

» Oğlum, Kalk Şu Bilgisayarın Başından!
C.tesi Şub. 02, 2013 1:46 pm tarafından ibni mesud

» http://darulislam.forumsmusic.com/
Cuma Ocak 25, 2013 9:02 am tarafından Admin

» çalışmak lazım
Salı Ocak 08, 2013 7:43 pm tarafından Admin

» ibni mesud kayış resim lerim
Perş. Nis. 05, 2012 7:55 pm tarafından Admin

En son konular
» Rasûlullah"ı Sevmek, Yalnız O"nu Önder Kabul Edip O"nun İzinden Gitmekle Olur
Paz Mart 01, 2015 3:38 pm tarafından Admin

» Selamun Aleyküm
Çarş. Ocak 29, 2014 4:22 pm tarafından Hanifi_Bahadir

» *DAVET*
Ptsi Tem. 15, 2013 4:35 pm tarafından Admin

» *kuran dinle indir*
Ptsi Tem. 15, 2013 4:27 pm tarafından Admin

» Yeni geldim :)
Perş. Nis. 04, 2013 10:42 pm tarafından yunis

» Oğlum, Kalk Şu Bilgisayarın Başından!
C.tesi Şub. 02, 2013 1:46 pm tarafından ibni mesud

» http://darulislam.forumsmusic.com/
Cuma Ocak 25, 2013 9:02 am tarafından Admin

» çalışmak lazım
Salı Ocak 08, 2013 7:43 pm tarafından Admin

» ibni mesud kayış resim lerim
Perş. Nis. 05, 2012 7:55 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
3D MEKANLAR
3D MEKANLAR
ONLİNE HAC REHBERİ
3D MEKANLAR
Haziran 2018
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
    123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930 

Takvim Takvim

3D MEKANLAR

Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Imam Şafii ra.nin Kendisi Eş'ari Kelama Karşı

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1GAZETE BAŞLIKLARI Imam Şafii ra.nin Kendisi Eş'ari Kelama Karşı Bir C.tesi Tem. 03, 2010 3:49 pm

khanbel

avatar
Bilgin Üye
Bilgin Üye
Al-Laalikaa'ee (d. 418H) isnadlı olarak (2/390-391, no. 599) şunu naklediyor:

El-Hüseyin bin Ahmed bin İbrahim et-Taberi dediki:
"Ben, Ahmed bin Yusuf eş-Şalenci derken işittim:
Ben, Ebu Abdullah el -Hüseyin bin Ali el -Qattan derken işittim:
Ben, Ali bin el-Huseyn bin el -Cüneyd derken işittim:
Ben, er-Rebii derken işittim:
Ben eş-Şafii derken işittim:


"Her kim ---benim telafuz ettiğim Qur'an ya da Qur'anı telaffuzum yaratıldı---- derse o bir Cehmidir"

Aynı meseleyi Ali bin Ahmed el- Hakkari (d. 486H) kendi kitabı "I'tiqaad ash-Shaafi'ee" (tahqeeq al-Burraak, p. 23) tekrarlamıştır.


Eş'ariyye bu konuda ne düşünüyor? Günümüzde şafiilerin tamamına yakının eş'ari oldugu iddia edilir ve eş'ari kelamı öğreten tüm medrese ve yayınlarda, selefi salihin alimlerimizin "küfür" olarak anlattığı bu cehmiyye doktrini, insalara, ehli sünnet akaidi olarak öğretilir. Bir de bu, selefi salihinin güzide alimlerden olan eş-Şafi'i nin yolu olarak lanse edilir. Oysa bu şekilde inanan şafii mezhebliler cehmiiye fırkasından olmakta. Yani İmam Şafii'nin red ettiği bu ümmetin en büyük bid'atlerini uyduran bir fırkaya, İmam Şafiiyi takip ettiklerini zannedrek girmekteler. Bunun en büyük sebebi Eş'ariyye kelamıdır. Eş'ariyye kelamının içinde ciddi bir cehmii kelamı görünür. Şöyle diyebiliriz: Cehmi Eş'ariler, Şafii mezhebininin Ehli sünnet akaidi yerine cehmiyye kelamına yönlendirmişlerdir.

Bunun izlerini el -Beycuri' nin Cevher üt Tevhid' e yazdığı Haaşiyyesinde görmekteyiz. Beycuri bu eserinde "el-lafz el maqruu'" olan Qur'an'ın --yani okunan kelimelerin" yaratıldığını öne sürerek daha sonra bu iddiadan yola çıkarak Peygamber sas'in bu okunan lafızdan daha üstün olduğunu çünki en üstün yaratılmışın Hz. Muhammed sas. olduğunu söylemekte. Yani ona göre Allahın cc. kelamı olan Kur'anın lafzı ve kelimesi yaratılmış olup bir de ondan daha iyi yaratılmış bir varlık bir insan vardır. Böyleyce peygamber sas., Allahın kelamında daha üst bir mertebeye çıkarmaktadır.

Beycuri klasik olmuş bu eş'ari metninde s.160:
...ve ehli sünnetin mezhebi şudur: Qur'an, Kelamun Nefsi anlamında yaratılmış değildir, fakat okuduğumuz lafızlar cihetiyle yaratılmıştır. Ama egitim amaçlı durumlar hariç, okuduğumuz kelimeleri kasdederek "Qur'an yaratılmıştır" demek yasaktır. Çünki bu Allahu Telanın kendi nefsindeki , Qur'anın manası olan kelamın yaratıldığı zannını uyandırır. "

Aynı eserin 162 ve 162 sayfalarında da benzer ifadeler tekrarlanmıştır.

Yine bir başka eş'ari imamul haremyn el cüveyni (d. 478): Kitabul İrşadında
Biz onlarla (Mu'tezile) ile Qur'anın yaratıldığı üzerine hemfikiriz. ayrıldığımız nokta lafızlar ile ilgili meseledir ki o da "Allah'a Mutekellim (Konuşur) diyebilir miyiz" hakkındadır.

Muhammed Said Ramadan Buti:
Biz (Eş'ariler) ve Mu'tezile "Quran yaratıldı" meselesi ile onların 'el-İlm' ve 'el-İrade' bizim ise 'el-Kelam en-Nefsi' dediğimiz hususlarda birleşmişizdir.

Fahreddin Razi (d. 606) :
Mutezileyi "kuranın yaratılmış olduğu" mevzusunda tasdik ediyoruz, farkımız bir lafzi meseledir.

Görüldüğü gibi büyük Eş'arilerin hespi Cehmii görüşü kabul ettiklerini bizzat söylemektedirler. Şafiinin sözü ise yukarda geçti. Peki imam Şafii, Cehmilerin mu'tezilenin ve Eş'arilerin savunduğunun tersi olan bu akaidi nerden aldı?

El Laalikaai, Şerh Usul İtikadi Ehli sünne vel Cemaa(2/275-277): sında:
Kod:
Ahmed bin Abdullah bin el-Hıdr dan gelen bir isnadla Ebu Muhammed Yahya bin Khalf el Mukri dedi ki:
"Hicri 168 senesinde Malik bin Enesle ile beraberdim. bir adam geldi ve
--Ey Ebu Abdullah, "kuran yaratılmıştır " diyen bir adam hakkında ne dersin?
Malik: "Kafirdir zındıktır, onu öldürün".
Daha sonra adam şöyle dedi: "Ben sadece işittiğim kelimeleri tekrarladım."
Malik: Ben bunları başka hiç kimseden duymadım, bunları senden işitiyorum"

Ebu Muhammed " bu bana biraz sert geldi ve Mısıra gittim orda Leys bin Saadla buluştum. "Ey Ebu haris, "kuran yaratılmıştır" diyen hakkında neler dersin "dedim. Daha sonra ona Malikin sözlerini naklettim. ve o da "öyle biri kafirdir" dedi.
...

Ebu Muhammed daha sonra karşılaştığı selefi salihin ulemasına yine aynı soruları sorar ve içlerinde Ibn Luhay'ah, Süfyan ibni Üyeyne, Ebu Bekr ibni Ayyaş, Ali bin Asım, Huşeym, Abdullah ibni İdris, Ebu Usame el-Kallaabi, Yahya bin Zekariyya, Vakii, ibni Mubarek, Ebu İshak el-Fazaarii, elvelid ibni Muslim in bulunduğu kişilerin hepsi "Qur'an mahluktur" diyenin kaafir olduğunu söylemişlerdir.

http://khanbal.spaces.live.com

saidmansur


Üye
Üye
Kur'an tilavet ederken çıkardığımız sesler yaratılmıyor mu?

khanbel

avatar
Bilgin Üye
Bilgin Üye
imam şafii de onu cevaplamış zaten sözünde. ()()

http://khanbal.spaces.live.com

Misafir


Misafir
Kuran ALLAHIN kelamı dır (sözüdür) yaratıllmış değildir çünkü rabbimiz kuranile bizlere konuşur yaratık demek ise küfürdür

saidmansur


Üye
Üye
khanbel demiş ki:imam şafii de onu cevaplamış zaten sözünde. ()()
Ne diyor? tilavet esnasında çıkan sesler yaratılmıyor mu diyor?

khanbel

avatar
Bilgin Üye
Bilgin Üye
kur'anı telafuzum diyor, bunu da anlamıyorsan yapabilecegimiz bişey yok.
zaten telafuzun yaratıldığını söylersen eş'arilerin dediğine çıkıyorsun, o da kelamı nefsi dedikleri şey. yani Allah cc. konuşmaz. onun kelamı nefsinde gizli bir manadır derler. bu cehmiyyenin sıfatları red etme yoludur. Eş'ari, cehmiyye geçmişinden bunu maalesef almıştır.
şafiinin kendisinin kelamı en çok yasaklayanlardan biri olduğu ve şafii mezhebine kelamın nasıl girdiğini senin sorgulaman lazımken onun açık sözünü eş'ari kelamı yoluna harcamanın anlamı yok. sözü oldukça açık. bunu ilk devir şafii uleması ve eş'ari kelamında gitmemiş şafii alimler nakletmişlerdir.

Allahu Teala kuranı kerimde mealen şöyle diyor:

Eğer müşriklerden biri senden güvence dilerse/senin yanına gelmek, sana komşu olmak isterse, ona güvence verip yakınlaşma isteğini kabul et ki, Allah'ın kelamını dinleyebilsin. Sonra da onu, güvenli gördüğü yere kadar götür. Böyle yapmanın gerekçesi şudur: Bunlar bilmeyen bir topluluktur.
(9/6)

Burada insanların telafuz ettikleri kur'ana, "Allahın kelamı" denmiştir. Allahın kelamı ise emir aleminden olup zatına ait olan kelamıdır. Allah cc. istediği gibi kelam eder. Musa as. a yanan bir ağacın orda kelam etti, biz de yüce Zatın kelamını harfler ve sesler ile lafız olarak dinliyor ve okuyoruz.

Tâ, Hâ. (1) Biz bu Kur'an'ı sana, zahmet çekesin, bedbaht olasın diye indirmedik; (2) Saygıyla ürperene bir hatırlatma/düşündürme/öğüt verme olsun diye indirdik. (3) Yeri ve o yüce mi yüce gökleri yaratandan bir vahiy olarak indirdik. (4) O Rahman, arş üzerine istava etmiştir. (5) Göklerde, yerde, onların arasında, toprağın bağrında ne varsa O'nundur. (6) Sen bu sözü açıkça duyuracaksan da O, gizliyi de bilir, gizliden daha gizliyi de... (7) Allah'tır O. İlah yok O'ndan başka. Esmaül Hüsna, en güzel isimler O'nundur. ( 8 ) Ulaştı mı sana Mûsa'nın haberi? (9) Hani, bir ateş görmüştü de ailesine şöyle demişti: "Bekleyin! Gözüme bir ateş ilişti. Olabilir ki, ondan size bir kor parçası getiririm, yahut onun üzerinde bir kılavuz bulurum." (10) Onun yanına geldiğinde kendisine "Mûsa!" diye seslenildi. (11) "Benim ben, senin Rabbin! Hadi, pabuçlarını çıkar; sen kutsal vadide, Tuva'dasın."(12)"Ve ben seni seçtim; o halde vahyedilecek olanı dinle!" (13) "Hiç kuşkulanma ki ben Allah'ım! İlah yoktur benden başka! O halde bana ibadet et ve namazını/duanı, beni hatırlayıp anmak için yerine getir." (14) "Kuşku duyma ki o saat gelecektir. Onu neredeyse gizliyorum ki, her benlik gayretinin karşılığını elde etsin." (15) "O halde ona inanmayıp keyfi peşinde giden, seni ondan yüz geri etmesin. Yoksa perişan olursun." (16) "Nedir o sağ elindeki ey Mûsa?" (17)...

görüldüğü gibi Allahın kelamı iniyor, o kelamın sözü bir peygaber tarafından duyuruluyor, o kelamın içinde konuşan bir peygamberin bize göre eski bir zamandaki konuşması Allahın kelamı içinde naklediliyor, peygambere kelam seslendiriliyor, Allah cc. kendi kelamını kendinden naklediyor... Yani; Allahın kelamı eş'ari ve cehmiyye kelamcılarının dediği gibi Allahın nefsinde gizlenmiş bir mana değil bilakis seslendirelen duyurulan yazılan inen vahyedilen Allahın kadim sıfatıdır ve yaratılmamıştır. bu kelamda yaratılma iddia edersek bu haşaa Allahın zatında, bir şeylerin yaratıldığı iddiasına gider ki bu da küfrün büyüğüdür.

bundaki usul şudur ne ki Allahın kelamıdır, o yüce Zatın bir sıfatıdır. Fakat Allahın sıfatları hariç insanların amellerinden bahsedersek onlar yaratılmıştır. Fakat kur'an ve onun harfleri ile o harflerin sesleri olan teleffuzu dendi mi, bu Allahın emir aleminden olan sıfatıdır.

http://khanbal.spaces.live.com

Misafir


Misafir
Allah’ın Kelamının Mahluk Olmadığı Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat Tarafından İttifakla Kabul Edilmiştir





Özetle dört mezhebe mensup olsun, selef ve halef arasından olup diğerlerine mensup olsun, bütün ehl-i sünnet, Kur’ân-ı Kerîm’in Allah’ın yaratılmamış kelamı olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir. Ancak bu noktadan itibaren müteahhir’ler: Yüce Allah’ın kelamı acaba zatı ile kaim tek bir mana mıdır? Yoksa O, Yüce Allah’ın daha önceden mütekellim değilken sonradan Allah’ın kelam ederek (konuşarak) meydana gelen harfler ve sesler midir? Yoksa o ezelden beri dilediği takdirde ne zaman ve ne şekilde isterse konuşabilen bir mütekellim midir? Kelam nevî olarak mı kadimdir? Hususlarında farklı görüşleri vardır.

Şâyet insanlar selim fıtratları ve dosdoğru akılları ile başbaşa bırakılmış olsalardı, aralarında herhangi bir anlaşmazlık ortaya çıkmazdı. Fakat şeytan bazı insanlara muğalatalarından bir muğalata telkin etmiş ve bununla onları biribirlerine düşürmüş, aralarında ayrılıklar çıkarmıştır: "Muhakkak ki Kitap hakkında anlaşmazlığa düşenler, elbette uzak bir ayrılık içindedirler." (el-Bakara, 2/176)

Tahâvî -Allah’ın rahmeti üzerine olsun-nin sözlerinin delalet ettiği husus ise şudur: Yüce Allah ezelden beri ne zaman isterse ve dilediği şekilde mütekellimdir ve O’nun tür olarak kelamı, kadîm’dir. Ebu Hanife -Radıyallahu anh-nin el-Fıkhu’l-Ekber’deki sözlerinin zahirinden anlaşılan da budur. Çünkü o şöyle demektedir: "Kur’ân-ı Kerîm Allah’ın kelamıdır, mushaf’larda yazılıdır, kalplerde hıfzedilip ezberlenmiştir, dillerle okunur, Peygamber -Sallallahu aleyhi vesellem-e indirilmiştir. Bizim Kur’ân’ı telaffuz edişimiz ise mahluktur, onu yazmamız mahluktur, onu kıraat edişimiz mahluktur. Kur’ân’ın kendisi ise mahluk değildir. Yüce Allah’ın Kur’ân-ı Kerîm’de Musa ve diğer peygamberlerden (hepsine salat ve selam olsun) nakletmiş olduğu sözler ile Firavun ve İblis’ten bize naklettiklerinin hepsi de Allah’ın kelamı olup onlar ile ilgili bize verdiği haberlerdir. Allah’ın kelamı da mahluk değildir. Musa’nın ve diğer mahlukların kelamı ise mahluktur. Kur’ân-ı Kerîm ise Allah’ın kelamıdır, onların kelamı değildir. Musa -Aleyhisselam- Yüce Allah’ın kelamını işitmiştir. O, Musa -Aleyhisselam- ile konuşunca, ezelden beri sıfatlarından bir sıfat olan kelamı ile konuşmuştur. O’nun bütün sıfatları ise mahlukatın sıfatlarından farklıdır. O bilir ama bizim bilgimiz gibi değil, O kudret sahibidir fakat bizim kudretimiz gibi değil, O görür bizim görmemiz gibi değil, O konuşur ama bizim sözümüz gibi değil."

İmam’ın: "Musa ile konuştuğunda sıfatlarından bir sıfat olan kelamı ile konuşmuştur" sözlerinden şu anlaşılmaktadır: Yüce Allah, Musa gelince onunla konuştu, yoksa o ezelden ebede kadar sürekli olarak "ey Musa" deyip durmaz. Nitekim bu husus Yüce Allah’ın şu buyruğundan açıkça anlaşılmaktadır: "Musa tayin ettiğimiz vakitte gelip, Rabbi de onunla konuşunca..." (el-A’raf, 7/143)

Böylelikle bu ifadelerden, onun (Ebu Hanife’nin) mezhebine mensup olup şöyle diyenlerin görüşlerinin reddedildiği anlaşılmaktadır: Kelam nefs ile kaim ve işitilmesi düşünülmeyen bir tek manadır. Yüce Allah sesi havada yaratır. Ebu Mansur, el-Maturidî ve başkaları böyle demiştir.

İmam’ın: "O, Yüce Allah’ın ezelden beri sıfatlarından bir sıfatı olan kelâmı…" ifadesi de: Yüce Allah daha önceden mütekellim değil iken, sonradan kelam vasfına sahip olmuştur, diyenlerin görüşlerini reddetmektedir.

Özetle söyleyecek olursak Mutezile’nin, kelam’ın Allah’ın meşiet ve kudreti ile alakalı olduğuna ve dilediği vakit konuştuğuna, onun peyderpey söz söylediğine dair getirdikleri bütün deliller haktır, kabul edilmesi gerekir.

Kelam Allah’ın zatı ile kaim’dir. O, O’nun bir sıfatıdır. Sıfat da ancak mevsuf ile var olabilir, diyenlerin sözleri de bir hak’tır, kabul edilmesi gerekir ve böyle söylemek icab eder.

Buna göre her iki kesimin görüşlerinde doğru olanın alınıp kabul edilmesi gerekir. Onların her birisinin kabul ettiği görüşlerden olup da, şeriat ve aklın reddettiği şeylerden de uzak durmak gerekir.

Bize: Bu, hâdis’lerin (sonradan meydana gelmiş olayların) onunla kaim olmasını gerektirir diyecek olurlarsa, biz de şöyle cevap veririz: Bu mücmel (açıklanması gereken) bir ifadedir. Sizden önce bu anlamı ile hâdis’lerin varlığını ileri gelen imamlardan inkar eden kimlerdir? Diğer taraftan Kur’ân ve sünnetin nass’ları bunu ihtiva ettiği gibi aynı şekilde imamlardan gelen açık ifadeler de aklın apaçık gerçekleri ile birlikte bunu dile getirmektedir.

Şüphesiz insanları muhatap alan ve onlara Yüce Allah’ın söz söylediğini, seslendiğini, özel olarak konuştuğunu ve buyruklar verdiğini haber veren rasûller, onlara bunların Yüce Allah’tan ayrı bir takım mahluklar olduklarını da anlatmaya kalkışmamışlardır. Aksine onlara anlatmak istedikleri şey şu olmuştur: Bizzat konuşan Yüce Allah’ın kendisidir ve konuşmak (kelam) başkasıyla değil, onunla kaimdir. O sözü söyleyen ve buyuran O’dur. Nitekim Âişe -Radıyallahu anha- İfk (iftiraya maruz kalışını anlatan) hadisinde şunları söylemiştir: "Şüphesiz kendi nazarımda ben, Yüce Allah’ın benim hakkımda Kur’ân-ı Kerîm’de okunacak bir vahiy suretinde kelam söylemeye değmeyecek kadar önemsiz idim."[71]

Şâyet bütün bunlardan, mefhumlarından anlaşılandan farklı şeyler kastedilmiş olsaydı, elbetteki bunların da açıklanması icab ederdi. Zira gerek duyulan vakitten sonraya açıklamanın ertelenmesi caiz değildir.

Söz söyleyip, kelam ile konuşmakla birlikte sözün ve kelam’ın kendisi ile kaim olmayıp aksine o kelam’ın başkası ile kaim olduğu, söz söyleyen ve mütekellim bir kimsenin varlığını, ne akıl bilir, ne de dilde böyle bir şey vardır. Eğer onlar bu iddiaları ile teşbihten çekinip kaçındıklarını ileri sürecek olurlarsa, o takdirde başka sıfatları da kabul etmesinler. Çünkü onlar: O bilir ama bizim bilgimiz gibi değil, diyecek olurlarsa biz de: O da konuşur ama bizim konuşmamız gibi değildir der ve diğer bütün sıfatlarının da böyle olduğunu söyleriz.

Acaba kendisiyle kudretin kaim olmadığı bir kâdir, kendisi ile hayatın kaim olmadığı bir hayy’ın varlığı akıl kabul edebilir mi?

Nitekim Peygamber -Sallallahu aleyhi vesellem- de: "İyinin de, kötünün de asla kendilerinden öteye gidemediği Allah’ın eksiksiz kelimeleri ile (Allah’a) sığınırım."[72] diye buyurmuştur. Aklı başında bir kimsenin o mahluk olan bir şey ile sığınmıştır, demesi mümkün olabilir mi? Aksine Hz. Peygamber’in şu buyrukları da böyledir: "Gazabından rızana, cezalandırmadan afiyetine sığınırım."[73]; "Hissettiğim ve kendisinden çekindiğim şeylerin kötülüklerinden Allah’ın izzetine ve kudretine sığınırım."[74]; "Altımızdan yerin dibine geçirilmekten, Senin azametine sığınırım."[75]

İşte bütün bunlar Yüce Allah’ın sıfatlarıdır. Bu hususlar ilgili yerlerinde genişçe açıklanmıştır. Ben burada sadece bir işarette bulunmak istedim.

Hanefi’lerin müteahhir olanlarının pek çoğu (kelam’ın) bir tek mana olduğunu, birden çok oluşun, çokluğun, parçalanmanın ve kısımlara ayrılmanın, medlul’de değil de delâletlerde hasıl olduğunu kabul etmişlerdir. Bu ibareler, işte mahlukturlar ve Allah’ın kelamına delalet edip, Allah’ın kelamı da bunlarla ifade edildiğinden dolayı bunlara da "kelamullah" adı verilmiştir. Eğer bu Arapça ifade edilirse o Kur’ân-ı Kerîm’dir, İbranice ifade edilirse Tevrat’tır. Farklılık arzeden ibarelerdir, kelam değildir. Onlar: İşte bu ibarelere mecazen Allah’ın kelamı denilir, derler.

Ancak bu tutarsız bir görüştür. Zira Yüce Allah’ın: "Zinaya yaklaşmayınız." (el-İsra, 17/32) buyruğunun anlamının; "Namazı dosdoğru kılınız." (el-Bakara, 2/43) buyruğunun anlamı ile aynı olmasını gerektirir. Diğer taraftan Ayete’l-Kürsî’nin ihtiva ettiği mananın deyn (borçlanma âyeti) ile aynı anlama, İhlas suresinin anlamının "Tebbet" suresi ile aynı anlama gelmesini gerektirmektedir. Fakat kişi bu görüşü düşündükçe tutarsızlığını daha yakından kavrar ve bunun selef’in konu ile ilgili sözlerine muhalif olduğunu anlar.

Gerçek şu ki Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’ân hakikat manasıyla Allah’ın kelamındandır. Yüce Allah’ın kelamının ise sonu yoktur. O dilediği vakit ve dilediği şekilde, dilediği şeyleri söylemek vasfına sahip ezelden beri mütekellimdir. Ebediyyen de böyledir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "De ki: Rabbimin sözleri için denizler mürekkep olsa, buna yardımcı olarak bir o kadar daha katsak, Rabbimin sözleri tükenmeden o denizler tükenir." (el-Kehf, 18/109); "Eğer yerde olan bütün ağaçlar kalem olsa ve deniz de ardından yedi deniz daha ona katılsa, yine de Allah’ın sözleri tükenmezdir. Muhakkak Allah Aziz’dir, Hakim’dir." (Lokman, 31/27)



El-akidetüt,hahaviyye

saidmansur


Üye
Üye
khanbel demiş ki:kur'anı telafuzum diyor, bunu da anlamıyorsan yapabilecegimiz bişey yok.
zaten telafuzun yaratıldığını söylersen eş'arilerin dediğine çıkıyorsun,  
şimdi bu telaffuz dediğimiz şey Kur'an ayeti olunca yaratılmıyor, Kur'an değilse yaratılıyor.. bu nasıl mantık evet anlamadım.

khanbel

avatar
Bilgin Üye
Bilgin Üye
Birleşen harfler hariç mahlukata ait olan konuşmalar onların dilemesi üzerine yaratılmış oluyorlar. yoksa harflerin kendileri değil. Yine Allahın esmasından olan isimler de böyledir mahluk değillerdir.

işin mantığına gelince mantıklı olan budur. aksini söylemek zincirleme olarak bir döngü oluşturur, ve herşeyi mahluk eder. burdan taaa materyalizme kadar gidersin.

diğer husus ne zamandan beri biz islam dinine ait hakikatı aklımız anlamayınca, bazı mantıklara uygun hale getiremeyince onlardan uzaklaşıyor oluyoruz ki. anlamadıysak olduğu gibi kabul edip anlayış nasip etmesi için Allahu Tealaya dua etmemiz gerekir.

Eğer biz zaten Allahın kelam sıfatını onu çözecek kadar anlayabilseydik, bizim cüz'i ilmimiz onu kuşatmıştır dememiz gerecekti, bu da Allahın sıfatlarında şirk koşmak olur. bizim anlayış seviyemiz ne kadar çabalarsak da çabalayak Allahın isim sıfat ve fiilerini anlamada acizdir. bu acizlik perdeler misalidir.

şimdi biz mesela kur'ana kutsal diyoruz. mahluk olanın nesi kutsal olur? Kuddus olan Allah cc. nin kendisidir. Kitap bizzat kendi kelamı olduğu için kutsaldır. bu onun harfleri, ve kelimeleri ve telafuzuyladır. Allahu Teala böyle kelam etmeyi dilemiştir. Allahu teala bizi kendi suretinde yaratmış, kendi ruhundan üflelemiş, bize indirdiği kelamını da böyle dilemiştir.

aristo felsefesi tamamen tüm sıfatlardan soyutlanmış, kendisi de soyut bir ilah tasavvuru sunar. bizim felsefecilerde bunu kendi felseflerinin temeline yerleştirdiler. ve islam inanç sistemini aristoya göre yorumladılar. aristonun kuramlarına bakarsın bizdeki kelamcıların nereye gittiklerini görürsün. diğer bir kısmı da eflatunun felsefesini temel aldı. onların da bizde takipçileri vardır. cehmiyye işte yunan modasına uymuş gruptur.

http://khanbal.spaces.live.com

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz